|
Gebelikte Riskler
::::::::::::::::::::::::
Anne adayının yaşı
İdeal gebelik yaşı 18-35 yaş arasıdır. Bu yaş aralığı kadın fizyoloji ve
anatomisinin gebeliği tolere edebilmesi açısından en uygun yaşlar
olmakla beraber hem ülkemizde hem de dünya üzerinde bu yaş aralıklarının
altında veya üstünde yer alan çok sayıda gebelik vardır. Hem çok erken
yaşta yaşanan gebelikler, hem de ileri yaşlarda yaşanan gebelikler bazı
normal dışı durumların ortaya çıkma riskini artırırlar.
Anne adayının gebelik öncesi kilosu
Gebeliğe özellikle "aşırı yüksek" bir kiloyla başlamak gebelikte çeşitli
normal dışı durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Öncelikle bu
durumların sık görülmediğini ve dış görünüşe bakarak kilo hakkında karar
vermenin yanlış olacağı bilinmelidir.
Tıbben kilonun normal olup olmadığının değerlendirilmesi için vücut
kitle indeksi (VKİ) hesaplanır ve VKİ'si 20'den düşük olanlar "zayıf",
30'dan yüksek olanlar "şişman" olarak değerlendirilir.
Vücut kitle indeksinizi hesaplayarak gebelik öncesi ağırlığınızın normal
olup olmadığını öğrenmek için tıklayın
Gebeliğe düşük VKİ değeri ile başlayan anne adaylarının normal
beslendikleri ve normal kilo aldıkları sürece gebeliklerinde ve
bebeklerinde normal dışı bir durumun ortaya çıkma riskinin arttığına
dair bir bulgu yoktur. Sorun, düşük kilolu olmanın beslenme bozukluğuna
bağlı olduğu ve beslenme bozukluğunun gebelikte de devam ettiği
durumlarda ortaya çıkabilir. Ancak aşağıdaki çalışma bunun da çok olağan
bir durum olmadığını göstermektedir:
İkinci Dünya savaşında Almanlar Hollanda'yı işgal ettiklerinde yöre
halkını 6 aylık bir sürede açlığa (günlük 450 kcal'dan oluşan tek öğün
yemek) mahkum etmişler ve bu dönemde gebe olan anne adaylarının
gebeliklerinin ne şekilde sonuçlandığını incelemişlerdir.
İnceleme sonuçları bu 6 aylık dönemde gebeliği devam eden anne
adaylarından doğan bebeklerin ortalama olarak 250 gram daha düşük
tartılı doğduklarını, ancak bebeklerde anomali riskinde artış
olmadığını, yeni doğan ölümlerinde artış olmadığını, doğan bebeklerin
yaşamlarını daha sonra normal olarak sürdürdüğünü göstermiştir. Bu
konuda yapılmış ve başka örneği olmayan bu çalışmadan elde edilen
bilgilere göre beslenme bozukluğunun bebek üzerinde ciddi bir sorun
yaratabilmesi için açlığın çok daha şiddetli olması gerektiği sonucuna
varılabilir. Bebek her durumda annesinin beslenme durumuna ve besin
depolarına bakmadan ihtiyacı olanı almaktadır. Ancak yine de bu konuda
daha fazla sayıda bilgi elde edilene kadar gebelikte beslenmenin önemi
unutulmamalı ve gebelikte ilgili konuda anlatılanlara uygun bir beslenme
alışkanlığı titiz bir şekilde sürdürülmelidir.
Anne adayının boyu
Eski tıp kitaplarında anne adayının boyunun 150 santimetreden düşük
olması kesin bir sezaryen nedeni olarak gösterilmektedir. Gerçekten de
boyu "kısa" olan anne adaylarında baş-pelvis uygunsuzluğu (annenin
"çatısının" bebeğin başının geçmesine izin vermemesi) nispeten daha sık
görülür. Ancak böyle katı bir kuralı benimsemek yerine her anne adayında
pelvisin doktor tarafından değerlendirilmesi ve anne adayının taşımakta
olduğu bebeğin doğum kanalından uygun bir şekilde geçip geçemeyeceğinin
belirlenmesi daha uygun bir yaklaşımdır.
Anne adayının daha önce geçirdiği jinekolojik operasyonlar
Daha önceden geçirilmiş tüm jinekolojik operasyonlar (sezaryen burada
jinekolojik operasyonlar arasında sayılmamaktadır) ne kadar iyi bir
teknik uygulanırsa uygulansın, mutlaka pelviste (pelvis: genital
organların bulunduğu anatomik bölge) yapışıklıkların oluşumuyla
sonuçlanır. Bu yapışıklıklar sıklıkla mesane ile uterus arasında, uterus
arka duvarıyla kalın barsak son kısmı arasında, yumurtalık ve tüpler
etrafında oluşur, daha yaygın oldukları durumlarda ince barsakları da
ilgilendirebilir.
Pelviste operasyonlara bağlı yapışıklıkların yaygınlık derecesi arttıkça
yeni yaşanacak bir gebelikte bazı sorunların oluşma riski artar:
Pelvisteki yapışıklıklar yumurtalıktan salınan yumurta hücresinin fallop
tüpüne ulaşmasını engellediğinde gebe kalamama sorunu ortaya çıkabilir.
Yine pelvisteki yapışıklıkların derecesiyle doğru orantılı olarak yeni
oluşan gebeliğin dış gebelik olma riski hafifçe artar: Özellikle tüpler
etrafında oluşan yapışıklıklar tüp etrafında yarattıkları bası nedeniyle
kanal geçişini tıkadıklarında döllenmiş yumurta hücresinin uterus iç
tabakasına ulaşmasına engel olabilirler. Böyle bir durumda implantasyon
("yerleşme") tüplerden birinin içinde ortaya çıkar ve dış gebelik
başlar.
Pelvisteki yapışıklar yaygın olduklarında, doğumun sezaryenle
gerçekleşmesinin gerekli olduğu durumlarda sezaryan teknik olarak daha
zor seyreder ve operasyon esnasında başta mesane olmak üzere uterusun
komşu organlarında zedelenmeler oluşabilir.
Sevindirici olanı, günümüzde uygulanan cerrahi yöntemlerde operatörün
aldığı önlemlerle ve kullanılan nitelikli dikiş materyaliyle jinekolojik
operasyonlara bağlı yapışıklıkların genellikle yaygın olmamasıdır.
Özellikle son 10 yılda yaygınlaşan laparoskopik cerrahi, bu tür
yapışıklıkların daha da az olmasını sağlar.
Doğurganlık çağındaki kadınlara en sık uygulanan cerrahi girişimler
yumurtalık kisti operasyonları, myomektomi (myom çıkarılma)
operasyonları, konizasyon ("rahim ağzındaki kanser öncüsü lezyonların
tedavisinde hastalıklı bölgenin cerrahi olarak çıkarılması işlemi) ve
dış gebelik operasyonlarıdır. Yine servikal erozyonlarda ("rahim ağzı
yaraları) koter (yakma) ve kriyoterapi (dondurma) sıklıkla uygulanan
ufak cerrahi girişimlerdir. Bazı durumlarda da ameliyatla "tüplerini
bağlatmış" olan kadın yeni bir ameliyatla tüplerinin "tekrar açılmasını"
isteyebilir.
Myomektomi esnasında uygulanan tekniğe göre myomektomi sonrası oluşan
gebelikte doğumun sezaryanla gerçekleştirilmesi daha uygun olabilir.
Konizasyon ender durumlarda serviks (rahim ağzı) yetmezliği nedeni
olabilir.
"Rahim ağzı yarasına" uygulanan koter ve kriyoterapinin yeni yaşanacak
bir gebelik üzerinde olumsuz bir etki yaratması beklenmez.
Tüplerin "tekrar açılması" için yapılan operasyonlar başarısızlıkla
sonuçlanabilir ve bu tür operasyonlar sonrasında oluşan gebeliklerin dış
gebelik şeklinde olma riski belirgin olarak artar.
Anne adayının daha önce geçirdiği ya da şu anda varolan jinekolojik
hastalıklar ve gebeliği sağlayıcı tedavi uygulamaları
Doğurganlık çağındaki kadınlarda vajinit, pelvik enfeksiyonlar ve idrar
yolu enfeksiyonlarına oldukça sık rastlanır. Yine servikal erozyon
("rahim ağzı yarası"), hormonal dengesizlikler, adet düzensizlikleri bu
yaş kadınların sık yaşadığı jinekolojik sorunlardandır.
Geçirilmiş ve tedavi edilmiş vajinitler ve/veya idrar yolu
enfeksiyonları gebelik üzerinde olumsuz bir etki göstermezken, gebelikte
devam eden aktif bir vajinit veya idrar yolu enfeksiyonu çeşitli
sorunlara neden olabilir.
Geçirilmiş bir pelvik enfeksiyon tüplerin tıkanmasına neden olmuşsa gebe
kalamama nedeni olabileceği gibi dış gebelik riskinde artışa da neden
olabilir.
Servikal erozyon ("rahim ağzı yarası") nedeniyle uygulanan koter (yakma)
ve kriyoterapi (dondurma) uygulamalarının gebelik üzerinde olumsuz bir
etki yaratması beklenen bir durum değildir.
Hormonal dengesizlikler gebe kalamama sorununa yol açabilirler ve bunlar
arasından polikistik over ek olarak tekrarlayan düşüklere neden
olabilir.
Yine myomlar, over kistleri, endometriozis gibi hastalıklar da bu
yaşlarda sık görülen hastalıklar arasında yer alırlar:
Myomlar sayıları ve büyüklüklerine göre gebelikte çeşitli sorunlara
neden olabilirler.
Over (yumurtalık) kistleri özellikle büyük olduklarında gebelikte
torsiyon ("boğulma") gibi sorunlara neden olabilirler ve gebelik
esnasında operasyon gerektirebilirler.
Genital sistem gelişim kusurları tedavi edilmediklerinde düşük ve erken
doğum riskinde artışa neden olabilirler.
Aktif bir endometriozis (endometriozis rahim iç tabakasının pelvisin
çeşitli yerlerinde bulunması durumudur ve bu bölgelerde ciddi
yapışıklıklara neden olur) gebe kalamama nedeni olabilir.
Anne adayına gebe kalamama nedeniyle uygulanan tedavilerin hemen tümü (ovulasyon
induksiyonu ("yumurtlamayı sağlayıcı ilaç verilmesi") ve yardımcı üreme
teknikleri (tüp bebek, mikroenjeksiyon gibi)) oluşan gebeliğin çoğul
gebelik olma ihtimalini belirgin olarak artırır.
Anne adayının daha önceden geçirdiği operasyonlar ve geçirdiği ya da şu
anda varolan hastalıklar ve bu nedenle kullanılan ilaçlar
Anne adayının daha önceden genel anestezi altında geçirdiği
operasyonlarda genel anesteziye bağlı oluşmuş sorunların, doğumun genel
anestezi altında uygulanacak bir sezaryenle gerçekleşmesi durumunda
tekrarlama riski vardır. Bu nedenle anne adaylarının daha önceden
yaşanmış olan "genel anestezi sorunlarını" doktorlarına iletmeleri
önemlidir.
Daha önceden geçirilmiş apandisit operasyonu:
Perforasyon (delinme) aşamasına gelmeden opere edilen bir apandisitin,
gebeliğin seyrini değiştirmesi beklenmez. Ancak "komplike" bir apandisit
operasyonu sonrasında pelviste yaygın yapışıklıklar oluşmuş olabilir ve
bu da yukarıda anlatılan yapışıklığa bağlı sorunların ortaya çıkma
riskini artırır.
Daha önceden "selim nedenlerle" geçirilmiş jinekolojik olmayan
operasyonların gebeliğin seyrini değiştirmeleri beklenmez. Bu
operasyonlara örnekler KBB (Kulak-burun-boğaz) operasyonları, "basit"
mide operasyonları, kolesistektomi (safra kesesinin alınması) gibi
operasyonlarıdır. Ancak "ciddi nedenlere bağlı" geçirilmiş operasyonlar
(kalp, beyin hastalıkları gibi) operasyon sonrası iyileşme durumunun
derecesine göre gebeliğin seyrini etkileyebilir.
Anne adayının daha önceden geçirdiği ya da şu anda varolan kronik
sistemik hastalıkların hemen tümü gebeliğin seyrini değiştirebilir.
Ancak bunlar arasında özellikle üzerinde durulması gerekenler kalp
hastalıkları, kronik böbrek hastalıkları, kronik karaciğer hastalıkları,
sistemik lupus gibi bağ dokusu hastalıkları, nörolojik hastalıklar
(epilepsi), anemi (kansızlık), kanama-pıhtılaşma bozuklukları, astım ve
diğer kronik akciğer hastalıkları, ciddi hormonal dengesizliklerle
seyreden hastalıklar (böbreküstü ve tiroid bezi hastalıkları, diabet
gibi), kanser gibi hastalıklardır.
Daha önceden geçirilmiş hastalıklar yanında, daha önceden geçirilmemiş
hastalıklar da gebelikte önem kazanabilir: bunlar geçirilidiklerinde
vücutta bağışıklık bırakan enfeksiyon hastalıklarıdır ve bazı
enfeksiyonlara bağışık olmayan kişiler gebelikte bu enfeksiyonu
geçirildiklerinde çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. En önemli ve
gebelikte ender de olsa görülebilen ve gebeliğin seyrini olumsuz
etkileyebilecek iki enfeksiyon hastalığı rubella (kızamıkçık) ve
toksoplazmadır.
Rubella (kızamıkçık), aşısı olan bir enfeksiyon hastalığıdır ve bu
hastalığa karşı doğal ya da aşıyla oluşturulmuş bağışıklığı olmayan anne
adaylarının gebelik öncesi dönemde aşılanmaları önemlidir.
Anne adayının kronik bir hastalığı nedeniyle kullanmakta olduğu ilaçlar
(astım, epilepsi, kalp hastalığı gibi) arasından teratojen özelliği
olanları gebeliğe başlar başlamaz bir başkasıyla değiştirilmeli ya da
değiştirilmeyen ilaçların dozları gebelik fizyolojisine uygun olarak
yeniden ayarlanmalıdır.
Anne adayının fiziksel durumu (beslenme, egzersiz, uyku düzeni):
Anne adayının fiziksel durumu gebelikte normal dışı durumların ortaya
çıkma riskini direkt olarak etkilemez. Ancak düzenli egzersiz yapan,
düzenli uyuyan, düzenli beslenen, "fit" yani "formda" olan) anne
adaylarının gebelikte rastlanması muhtemel sorunları daha az
yaşadıkları, doktorlarına gebelik seyrince daha az yakındıkları da bizim
dikkatimizi çekmektedir. Aksine "düzensiz" bir hayat yaşayan anne
adaylarında gebeliğe bağlı yakınmalar daha şiddetli yaşanmaktadır.
Anne adayının genel ruhsal durumu ve gebelik konusundaki duygu ve
düşünceleri
Anne adayının gebeliğe hazır olmasının önemi büyüktür. Gebeliğin istekli
bir şekilde sürdürülmesi bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da gebeliğin
seyrini olumlu olarak etkiler. Kaliteli bir gebelik dönemi yaşamak için
anne adayının tüm sorunlardan uzak olarak gebeliğine odaklanmış olması
gerekir. Bu da kaliteli bir doğum ve keyifli bir annelik dönemi ve "iyi
yetiştirilmiş bir çocuk" anlamına gelir.
Günümüzde anne adayları tv, radyo, basılı yayın ve internet sayesinde
adeta bir bilgi bombardımanına uğramaktadırlar. Nedense ülkemizde halen
gebelik ve doğumla ilgili hazırlanan program ve yazılarda olayın daha
çok olumsuz yönleri üzerinde durulmakta, bu da anne adayını ruhsal
olarak olumsuz yönde etkilemektedir.
Yine anne adayının çevresinde yer alan arkadaş ve yakınları benzer bir
şekilde olumsuz "öyküler" anlatmakta ve bu da anne adayını olumsuz
olarak "şartlandırmaktadır". Özellikle ülkemizde anne adayları adeta
bilinçli bir şekilde korkutulmaktadır. "Şartlandırmalar" insanın
davranışını yönlendiren en önemli etkenlerdir ve olumlu şartlanmış bir
anne adayının olumlu sonuçlarla karşılaşma olasılığı bilimsel olarak
kanıtlanmış olmasa da kanımca yüksektir.
Daha önce yaşanmış gebeliklere ait özellikler
Önceden tümüyle sorunsuz seyretmiş bir gebelik, normal vajinal doğum ve
loğusalık ve yeni doğan dönemi öyküsü, yaşanacak gebelikte ve sonrasında
anne ve bebeğinde normal dışı bir durum ortaya çıkma olasılığını
azaltır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, önceden yaşanmış olan gebelikle
yaşanacak olan gebelik arasındaki dönemde yukarıda bahsedilen risk
faktörlerinden birisinin devreye girmemiş olmasıdır. Örnek olarak ilk
gebeliğini 35 yaşından önce tamamlamış bir anne adayı yeni gebeliğini
planladığında yaşı 35 ve üzerindeyse önceki gebelik tümüyle seyretmiş
olsa da "ileri anne yaşı" bir risk faktörü olarak yeni gebelikte devreye
girer.
İstatistikler tümüyle normal seyreden bir gebelik ve normal vajinal
doğum döneminden sonra üçüncü de dahil olmak üzere (arada başka bir risk
faktörü devreye girmezse) bir gebelikten diğerine riskin azaldığını
göstermektedir. Üçüncü doğumdan beşinci doğuma kadar nispeten sabit
seyreden risk oranı beşinci gebelikle birlikte artmaya başlar.
Grandmultipar anne adayı:
Tıp literatüründe "grand multiparite" adı verilen ve 5. kez doğum
yapacak anne adayı anlamına gelen bu kelime, tek başına aşağıdaki risk
faktörlerini çağrıştırır:
gebelikte anemi (kansızlık) riskinde artış
gebelikte hipertansiyon ve preeklampsi riskinde artış
gebelikte diabet riskinde artış
önde gelen plasenta (plasenta prevya) riskinde artış
bebeğin miadında iken baş gelişi dışında bir pozisyonda durma (makat ya
da yan duruş) ya da miadındayken normal doğuma engel olacak bir
pozisyonda ("yüksekte düz duruş" gibi) durma riskinde artış
doğum eyleminin yavaş seyretmesi riskinde artış
doğum sonrası uterus kasılmasının az olmasına bağlı kanama riskinde
artış
yukarıdaki nedenlere bağlı olarak müdahaleli doğum (vakum veya forseps,
sezaryan ile doğum) riskinde artış
iri (4500 gramdan daha ağır) bebek doğurma riskinde artış
Daha önceden yaşanmış kürtajlar:
Yasal tahliye sınırları içinde yeralan kürtajlarda uygun teknik
kullanıldığında bu kürtaj(lar)ın sürdürülmek istenen bir gebelik
üzerinde olumsuz bir etki yaratma olasılığı kürtaj sayısıyla doğrudan
ilgilidir. Bu konuda gerçekçi istatistikler olmamasına karşın özellikle
bu tür 5 kürtaj yaşamış anne adayının sonraki gebeliklerinde gebe
kalamama, düşük yapma, önde gelen plasenta (plasenta prevya) yaşama
riski artar.
Yasal tahliye sınırları dışında yeralan (10 haftadan büyük) ve/veya
amatörce yapılan kürtajlar sonrasında ise sayıdan bağımsız bir şekilde
sorunlu seyreden ya da sorunsuzmuş izlenimi veren bir kürtaj sonrasında
bile yukarıdaki istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle iyi bir
aile planlaması yöntemi uygulanması ve kürtaj olunacaksa bunun için için
erken başvurulması son derece önemlidir.
Daha önceden yaşanmış ve erken dönemde sorunlarla karşılaşılmış
gebelikler:
Daha önce düşük, dış gebelik ve mol gebeliği gibi gebeliğin erken
dönemlerinde görülen normal dışı durumlardan birini yaşamış anne
adaylarında sonraki gebeliklerde aynı durumun yaşanma olasılığı artar.
Daha önceden yaşanmış "sorunlu" gebelik, doğum ve doğum sonrası:
Daha önce erken doğum tehdidi ve erken doğum, erken membran rüptürü
(suların erken gelmesi), miad geçmesi, preeklampsi-eklampsi-HELLP gibi
gebelikte hipertansiyon ile bağlantılı sorunlar, derin ven trombozu ve
pulmoner emboli (gebelikte toplardamar tıkanıklıklarından kaynaklanan
sorunlar), plasentanın erken ayrılması (ablasyo) ya da önde gelen
plasenta (plasenta prevya) gibi plasenta ile ilgili sorunlar,
gestasyonel (gebeliğe bağlı) diabet, intrauterin gelişme geriliği ya da
iri bebek (miadında 4500 gramdan daha kilolu bebek) sorunu yaşamış olan,
miadında makat ya da yan duran bebek sorunuyla karşılaşmış olan anne
adaylarında aynı durumun yeni bir gebelikte yeniden yaşanma olasılığı
artar. Bu durumlardan bir veya birkaçını yaşamış anne adayında yeni
gebelikte yaşanmış bu duruma ait belirtilerin tekrarlayıp
tekrarlamadığının araştırılması için daha sık araklılarla doktor
kontrolü gerekir.
Doğum eylemi esnasında uzamış ya da anormal kısa süren eylem, vakum
forseps uygulama gerekliliği, doğum sonrası uterus kasılma bozukluğuna
bağlı anormal kanama, doğum sonrası depresyon gibi doğum ve lohusalık
sorunları yaşamış olan anne adaylarında bu sorunun yeni bir gebelikte
yeniden yaşanma olasılığı artar.
Anomalili bebek öyküsü:
Daha önceden bedensel özürlü (nöral tüp defekti gibi), kromozomal
anomalili (Down sendromu gibi), kalıtsal nitelikli metabolizma hastalığı
olan (kistik fibroz, fenilketonüri gibi) bir bebek doğurmuş bir anne
adayında bu durumun yeni bir gebelikte yeniden yaşanma olasılığı artar.
Yukarıda kısıtlı olarak verilen örneklere bağımlı kalınmamalı ve
kendisinin ya da yakın akrabalarından birinde doğumsal olduğu bilinen
bir hastalığı olan çiftlerin gebeliklerini planladıklarında ya da
gebeliklerinin erken dönemlerinde bu konuda ayrıntılı bilgi almak için
doktora ve doktorun gerekli gördüğü durumlarda genetik danışma almak
için bir merkeze başvurmaları uygundur.
Daha önceden yaşanmış bir ölü doğum ya da yeni doğan ölümü öyküsü:
Nedeni bilinse de bilinmese de ölü doğum ya da yeni doğan ölüm öyküsü
daha sonraki gebeliklerin yakından takip edilmesini ve bazı durumlarda
ileri inceleme yapılmasını gerektiren bir risk faktörüdür.
Sezaryan sayısı:
Sezaryen çocuk sayısını kısıtlayan bir doğum şeklidir. Geçirilmiş bir
sezaryen çoğu durumda daha sonraki doğumların da sezaryenle
gerçekleştirilmesini gerektirir.
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça sonraki gebeliklerde önde gelen
plasenta (plasenta prevya) riski artar.
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça yeni bir operasyon esnasında sorun
oluşma riski artar (uterusun daha kolay yırtılması, yapışıklıklar
nedeniyle sezaryende bebeğe ulaşılırken komşu organların zedelenme
riski).
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça uterusun gebeliğin seyri esnasında
rüptür (dikiş yerlerinin açılması) ve buna bağlı ciddi sorunların oluşma
riski artar.
Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça yeni bir gebelikte oluşan
plasentanın eski dikiş yerinin içine gömülüp bu bölgede gelişimini
sürdürme riski artar. Ender görülen bu durum sezaryen esnasında hayatı
tehdit eden kanamaların nedeni olabilir.
Bu riskler ikinci sezaryene kadar oldukça kabul edilebilir
sınırlardayken ve nispeten ender görülürken, özellikle 3 sezaryen
sonrasında yaşanan dördüncü gebelikte oldukça belirginleşir
Ana Sayfa
|
HASTALIKLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI
KARACİĞER HASTALIKLARI
KALP VE DAMAR HASTALIKLARI
MİDE HASTALIKLARI
BEYİN VE SİNİR HASTALIKLARI
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI
GÖZ HASTALIKLARI
CİLT HASTALIKLARI
AĞIZ VE DİŞ HASTALIKLARI
EKLEM HASTALIKLARI
KADIN DOĞUM HASTALIKLARI
RUH HASTALIKLARI
KEMİK HASTALIKLARI
BAĞIRSAK VE ANÜS HASTALIKLARI
CİNSEL HASTALIKLAR
BESLENME HASTALIKLARI
KAN HASTALIKLARI
SOLUNUM HASTALIKLARI
BULAŞICI HASTALIKLAR
HORMON HASTALIKLARI
ERKEK HASTALIKLARI
KAS HASTALIKLARI
ÇOCUK HASTALIKLARI
BÖBREK VE İDRAR YOLLARI
HASTALIKLARI
İLKYARDIM
|