Hemşirelik Mesleğine Dair Bir Çocuğun Yazdıkları
::::::::::::::::::::::::


Hemşire kelimesi akla ilk olarak sağlıkla ilgili olumsuz düşünceler getirir çoğu insana. Hemşire kavramı bu yüzden tek başına bağımsız bir kavram olarak düşünülmez. Sağlık öznesine bağımlı bir simge gibidir kimine göre. Hastane, kan, iğne, ameliyat, beyaz önlük, derece, ilaç vs. hep bu bağımlı gerçeğin yörüngesinde dolaşan gezegenler gibidir. Sırf bu yüzden de bir hemşire kendi başına bir bağımsız bir imge olarak görülmez o insanlara. Oysa bu yanıltıcıdır.

Yıllar önce, küçük bir çocukken geçirdiğim bir dizi ameliyat ve rehabilitasyon sürecinde (Engelimin nedeni olan kas rahatsızlığım sonucu) hemşire kavramının bu yönüyle karşılaşmıştım. Tabi o zamanlar çocuk olduğum için bunu ifade edebilecek düşünce gücüm yoktu. Yaş ilerledikten, olgunlaştıktan, yani bunu ifade edebilecek düşünceye ulaştıktan sonra bunu ifade edebildim. Hemşirelik, yaşadığım o anlamlı anıya kadar, sadece hastane ile bağımlı bir gerçeklikti. Aralıklara ilaç getiren, ayak ucumdaki dosyaya birşeyler karalayan, zaman zaman koridorlarda sert sesleri duyulan, bu yüzden biraz çekindiğim, saklanmaya çalıştığım beyaz önlüklü kadınlar. Hepsi bundan ibaret bir korku öğesiydi benim için onlar.

Hastanede kaldığım süre ilerledikçe bu durumu kanıksamaya başlamıştım. Bu kanıksamanın getirdiği olumsuzluk ve diğer başka olumsuz öğeler, yaşama küsmek, çocuk sevinçlerimi yitirmek gibi sonuçlar yaratmaya başlamıştı. Her an, her saniye aldığım solukla içime dolan formol kokusu, aynı ilaçlar, aynı yüzler, hep aynı şekilde viziteye gelen doktorlar, hasta kalabalıklar, aynı yatak, aynı günler, aynı geceler, sesler ve gölgeler. Bu atmosferi tamamlayan ve ondan bağımsız düşünülemeyen hemşire kalabalığı.

Oysaki durumun bundan ibaret olmadığını, hemşireliğin, hastane, sağlık vs. gibi kavramlardan bağımsız bambaşka bir insanlık duruşu ve erdemi olduğunu anladım zamanla. Hastane günlerim uzadıkça bir çocuk olarak bundan olumsuz etkilenmem oldukça doğaldı. Artık doğru dürüst yemek yememeye, inat için beslenmemi geçiştirmeye, somurtmaya, yaşama sevincimi kaybetmeye başlamıştım ki.. Yüksek hemşirelik okulundan bir hemşire abla yanıma gelene kadar. Staj için servisleri dolaşıyorlardı ve bulundukları her serviste eğitimin bir parçası olarak hastalarla birebir ilgileniyor, rahatsızlıkları hakkında bilgi alıp, yine eğitmenleri tarafından denetlenip, neler öğrendikleri ve neler yapabildikleri konusunda değerlendirmeye tabi tutuluyorlardı sanırım.

Benim yanıma da hemşirelik öğrencisi o beyaz önlüklü abla gelince canım iyiden iyiye sıkıldı, iyice içime kapandım. Sandım ki, başıma onu koydular ve o da yanımda kaldığı süreler boyunca bana durmadan ne yapacağımı söyleyen, ben istemesem de bana durmadan yemek yedirmeye çalışan, ağzıma ilaç tıkacak, gerektiğine kızacak ve ben bir de onunla cebelleşeceğim birini musallat ettiler diye daha da moralim bozulmuştu. Herşey yetmiyormuş gibi bir de günler boyu bu işkenceyi yaşayacağım diye kendi kendimi üzmeye devam ediyordum.

Hiçbiri olmadı tabi. İlk önce soğuk baktığım, doğru dürüst konuşmayıp yüzümü astığım o hemşire abla, bana yavaş yavaş ama hiç de baskı yapmadan ve de arkadaşlıkla kabul ettirdi kendini. Nasıl mı yaptı bunu? Örneğin, küçük pilli radyomu açıp benimle şarkı dinleyerek. Radyoda çocuk programlarını açıp (Hani her öğleden sonra o eski çocuk radyo programları) hem birlikte dinledik, hem üzerine konuştuk. Bana sevdiği kitaplardan kısa kısa bölümler okudu. Benim sevdiğim kitaplardan da okudu hiç sıkılmadan. Bunu zoraki yaptığını görsem anlardım, çünkü çocuklar hep anlar.. O tüm bunları sevgiyle, içtenlikle, hatta kendisi bile yanımda bir çocuk olarak, beni arkadaşı gibi kabul ederek gerçekleştirdi. Aldığımız bisküvilerin arasına çikolata sürerek, beraber yerken bile o bir hemşire gibi değil, bir arkadaşım gibi yaklaşmıştı. Sonucu ne olmuştu bunların? Ben onun en ufak tavsiyesini duymadan, bana “şunları yapmalısın” diye direktifini ya da öğüdünü işitmeden, yemeğimi yemeye, yüzüme bir gülümseyiş iliştirmeye başlamıştım bile. O bana bunları yaptırmayı, içtenliği ve sevgisiyle başarmıştı.

Stajlarını bitirdikten sonra, haliyle ben de o hemşire ablamdan ayrılmak zorunda kalmıştım. Yine de onun bende bıraktığı ve yeşerttiği yaşama sevinci, hastanede kaldığım uzun süreler boyunca, en azından belirli bir zaman bana destek olmuştu. Ara sıra da olsa bana uğrayıp, beni merak etmesi bile bu yaşama sevincine güç katmıştı.

Yirmi yıl öncesinden gelen bu basit, çocuksu anı, hemşirelikle ilgili kim ne düşünürse düşünsün, kim hangi tanımı koyarsa koysun, sağlık sektöründe hemşirelik mesleğinin önemini kavrayamamış olanlara ya da hemşirelik bu sektör içinde sıradan bir iş grubudur diyenlere bir de bu açıdan görmelerini sağlayabilecek bir örnek olabilir.Hemşirelik diğer tüm sağlık sektörü çalışanlarından farklı düşünülmeyecek ve onlara bağımlı bir iş koludur diyenler için üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur bu.

Her beyaz önlük giyenin sağlık çalışanı olamayacağı gibi, her sağlık çalışanının “hemşire” olamayacağı açıktır. Hemşireliği sadece ilaç verip ateş ölçen, duvarda sus işaretli bir resimden ibaret, doktorun sıradan bir yardımcısı, hasta bakıcı personelden ise bir nebze üstte bir sağlık kolu olduğunu düşünenler, hemşireliğin tüm sağlık çalışanları içinde, en insancıl ve en duyarlı meslek grubu olduğunu görebilirler mi bilinmez. Sadece bu yönüyle bile hemşirelik, sağlık sektörü içinde diğerlerinden bağımsız ve nitelikli bir kesimi temsili ettiği görülebilir.

İnadına bu temsili küçük görmeye hatta indirgemeye çalışsalar bile. Bir küçük çocuğun yüreğinde o temsil tüm yüceliği ve anlamıyla yaşıyorsa, gerisi laf-u güzaf..

 

 

 

       Ana Sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sağlık ve Tıp