|
Kalp Hastalıklarının Önlenmesi ::::::::::::::::::::::::
Önlem tedaviden iyidir; bugünlerde hastalık olasılığına karşı önlem alma çalışmaları adeta moda haline gelmiştir. Birincil önlem hastalık oluşmadan alınan; ikincil önlem ise hastalığın tekrarlamasını geciktiren veya engelleyen önlemlerdir. Ne yazık ki bu kitapta anlatılan hastalıkların nedenleri konusunda o kadar az şey bilinmektedir ki, birincil önlemlerin bu durumlarda yararlı olması beklenemez. Doğuştan olan kalp hastalıklarının nedenleri genelde bilinmemekedir. İltihapların ve ilaçların doğmamış çocukların üzerindeki etkilerini görmüştük. Ancak bunlar doğuştan olan bozuklukların çok az bir bölümünü oluştururlar. Önem taşıyan tek bulaşıcı hastalık türü kızamık (rubella)dır. Bütün kız çocuklarının, çocuk yapacak yaşa gelmeden önce kızamık geçirerek bağışıklık kazanmaları önerilir. Öte yandan aşılanma bugün mümkündür. Gebe olan ve hastalıkla temas eden bir kadın en kısa sürede doktora görünmeli ve kızamık virüsünün etkisini yok edecek antikor (vücudun korunma mekanizması) iğneleri yaptırmalıdır. Bu virüsün gebeliğin henüz kesinlik kazanmadığı ilk zamanlarında tahribat yaptığı hatırlanmalıdır. Talidomid felaketinden bu yana, tüm ilaçlar anne karnındaki bebeklere yapabilecekleri zararlar açısından kontrolden geçmektedirler. Gene de ilaçlar yalnızca hayvanlar üzerinde denenebildiği için insansalar açısından her zaman bir tehlike söz konusu olabilir. Bu yüzden gebelikte özellikle yeni piyasaya çıkan ve tam olarak anlaşılmamış olan ilaçlardan kaçınılmalıdır. Kalp hastalıklarında kalıtsal eğe, doğumdan olan bozukluklar açısından pek azdır, örneğin doğuştan kalp hastası olan bir annenin çoğunda da aynı sorunun görülmesi olasılığı sağlam kalpli bir anne veya babanınkinden çok farklı değildir. Bu kurala uymayan bazı kalp kası hastalıkları (kardiyomiyopatiier) vardır. Özellikle kas kalınlaşması hastalıkları (hipertrofi) birkaç kuşak boyunca görülebilir. Hastalığın ağırlığı bir kuşaktan ötekine çok değişir ve genellikle önceden bilinemez. Valf hastalıklarını engellemek için kalp romatizmasına yakalanmamak dışında pek az şey yapılabilir. Bu konuda tıp çok ilerlemiştir. Son yüzyılda yaşama koşullarının gelişmesiyle kalp romatizması olayları çok seyrekleşmiş ve neredeyse ortadan kalkmıştır. Kalp romatizması geçirmiş olan hastalar hastalığın tekrarlamaması için 20-25 yaşlarına kadar penisilin almalıdırlar, çünkü bu hastalık doğrudan olmasa bile dolaylı olarak streptokok diye bilinen bakterilerden kaynaklanan enfeksiyonlara bağlıdır. Kapakçık hastalıklarının diğerleri ya nedenleri bilinmeyen doğuştan olan hastalıklardrr, yada koroner hastalıkları, yüksek tansiyon, karöiyomiyopati gibi başka hastalıkların ürünleri olarak ortaya çıkarlar. Bu nedenle önlenmesi gereken hastalıklar bunlardır. İkincil önlemlerin bir tanesi kapakçık hastalıkları bölümünde açıklanmıştır. Valf bozukluğu olan herkes endokardit enfeksiyonu adıyla bilinen hastalığa yakalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu hastalık vücuda diş tedavisi sırasında diş etlerinden, bir yaradan veya ameliyatlardan (özellikle karın ameliyatları), doğum esnasında ve vücuda kateter sokulması dahil bazı tıbbi müdahaleler sırasında girer. Bu nedenle bu gibi durumlardan önce ve sonra antibiyotik alınmalıdır. İlk antibiyotik, olaydan bir saat önce ve tercihen iğne olarak alınmalı ve en az 3 gün süreyle de ağızdan antibiyotik hapları içilmelidir. Diş tedavisine en uygun ilaç penisilindir, ancak öbür hallerde geniş spektrumlu antibiyotikler önerilir. Bu oldukça basit önlemin önemi yadsınamaz.
Birçok kişi kalp hastalıklarının önlenmesinden söz ederken koroner kalp hastalıklarına değinir, çünkü kalp hastalıklarının en öldürücüsü budur. Bu konuda tartışmalar sürmekteyse de koroner damar tıkanıklıklarının esas nedenleri tam olarak bilinmediğinden korunmak için öne sürülen kesin öneriler yoktur. Gene de bu hastalığın seyrini hızlandıran ve önlem alınması gereken pek çok tehlike vardır. İki önemli faktör cinsiyet ve kalıtımdır. Kadınların bu hastalığa yakalanma olasılığı erkeklerinkinden azdır, anne baba veya büyük anne ve babalarında bu hastalık gözükmüş olan kişiler soya çekim yoluyla belirli bir tehlike karşısında kalacaklardır. Bu kişiler başka tehlike kaynaklarına daha duyarlı olmalıdırlar. Tehlikelerin başında sigara içmek gelir. Sigaranın koroneri, kalp hastalıklarını, akciğer kanserini ve başka göğüs hastalıklarını ciddi biçimde hızlandırdığı konusunda birçok kanıt vardır. Tiryakiler daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya ise de, bütün sigara içenler için bu söz konusudur. Koroner yetmezliğinin öldürücü hastalıkların en başında geldiği bir toplumda sigara içmeye ancak bir toplu intihar gözüyle bakılabilir. Belki de bunun hemen arkasından gelen tehlike,hareketsizlikten kaynaklanır. Kalabalık insan gruptan incelendiğinde hareketli insanların hareketsiz olanlara göre daha düşük bir olasılıkla koroner hastalıklara yakalandıkları ortaya çıkmıştır. Birçok insanın masa başı işi yaptığı ve boş zamanlarında spora vakit ayıramadıkları gözönünde bulundurulursa, bu kişilerde koroner hastalıkları olasılığının yüksek olduğu anlaşılır . Koroner sorunları artıran iki hastalık, teşhislerinden önce uzun süre geçebilecek olan şeker hastalığı ve yüksek tansiyondur. Yüksek tansiyon teşhis edilmeden uzun yıllar vücutta bulunabileceği için, sonuçta ciddi sorunlara yol açabilir. Birçok insan şikâyetleri olmadığı için tansiyon düşürücü ilaçlar almaktan kaçınırlar, çünkü bu ilaçların da yan etkisi olabilir. Tedavi edilmeyen hipertansiyon ve şeker hastalıkları, koroner hastalıkların ilerlemesine, böbrek ve beyindeki kan damarları üzerinde tahribata ve olasılıkla doğrudan kalp kaslarının üzerinde tahribata neden olabilirler. Düzenli tıbbi kontroller yaptırmanın önemli bir yararı, şeker hastalığı olup olmadığının saptanması ve tansiyon ölçtürmektir. Bu basit önlemler koruyucu önlemlerin başında gelirler. Koroner hastalığın ilerlemesinde diyetin önemine daha önce değinmiştik. Deneysel bulgular kanda kolesterol ve benzeri maddelerin yüksek düzeyde olmasıyla atardamar hastalıkları arasında bir bağlantı olduğunun işaretidir. Gene bulgular, söz konusu bileşiklerden kanda yüksek düzeyde bulunmasıyla günlük diyette yüksek oranda kolesterol ve doymuş yağ asitleri bulunması arasında bir bağlantıya işaret eder. Söz konusu bulgular genellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden kaynaklanmaktadır. Bu deneylerde bazı hayvanlarda kolesterol ve yağlı bir diyet uy-gulanarak damarların daralması sonucu elde edilmiştir. Başka bulgular kandaki kolesterol düzeyi ile koroner hastalıklar arasında istatistiksel bir ilişki olduğunu göstermiştir. Diyet değişikliğinin kolesterol düzeyini etkilediği konusunda kanıtlar olduğu gibi, bu değişikliğin koroner hastalıklar diye bilinen anjin, kalp krizleri, ani ölümler gibi hastalıkların artmasına neden olduğu önerilmiştir. Bu nedenle kolesterol ve hayvansal yağlar içeren (yumurta gibi) besinlerin yenmesini ciddi biçimde kısıtlayan diyetler verilmiştir. Ancak bu savlarda bazı tutarsızlıklar vardır Ve bu tür diyetler uygulanması kalp krizi ve koroner ölüm vakalarını istenilen düzeyde azaltmayabilir. Bu deneylerde kullanılan hayvanların hepsinde damar hastalıkarı görülmemiştir; bazı tür hayvanların bu bu hastalığa bağışıklığı olduğu gözlenmiş, öbürlerinin ise diyetleri normalin o kadar dışında olmuştur ki, bunun insanlar için bir ölçü olması olanaksızdır. İkinci olarak diyetteki değişikiiklerin kandaki kolesterol düzeyini istatistiksel anlamda etkilemesi, belirli bir kişinin uyguladığı diyet değişikliğinin sonuçlarını bilmemize olanak vermez. Çoğu kez yenen kolesterol düzeyindeki bîr artış, vücutta kolesterol üretimini azaltır veya kolesterol idrar yoluyla daha yüksek miktarlarda vücuttan atılır. Böylece kandaki düzeyde, kayda değer bir değişiklik olmaz. Üçüncü olarak, kolesterol düzeyindeki düşüşün, damar hastalıklarının oluşmasını önlediği veya kalp krizi olasılığını azaltığı konusunda etkin olduğu henüz kanıtlanamamıştı. Ayrıca hastalık bir kez yerleşmişse, onun gelişmesinin böyle bir diyetle önlenebileceği de kesinlik kazanmamıştır. Son olarak kolesterol ve hayvansal yağları az olan diyetlerin koroner vakalarının sayısını azalttığı, kuşku uyandıran istatistiksel bulgulara dayanmaktadır.
Bir noktaya dikkat edilmelidir. Son yıllarda doktorların, kolesterol düzeyini alçaltan clofibrate gibi ilaçlarla hasta'arın, "düşük olmasının yararı kuşku götüren" kolesterolünü etkilemeye çalışmaları moda haline gelmiştir. Bu ilacı alan 15.000 kişi üzerinde yapılan bir araştırmanın sonucunda koroner vakalarının sayısında bir düşüş olmasına karşın, toplam ölüm sayısının azalmadığı ve hatta gastroentestinal sistem hastalıklarından ölümlerin arttığı görülmüştür. Bunun içindir ki, dikkatli testler yapılmadan önce yeni ilaçların yaygın kullanıma açılmaması gerekir. Özet olarak önemli birkaç noktaya değinmek istiyoruz. Diyetin etkisi kanıtlanmamışsa da diyet dahil her konuda ılımlı olmak yararlıdır. Sağlıklı bir kalp için şişmanlıktan kaçının ve düzenli ama çok yorucu olmayan egzersiz yapın. Oburluktan kaçının ve özelikle çok fazla yumurta, süt ürünleri, tuz ve hayvansal yağlar almayın, alkol tüketiminizi de azaltın. Buna ek olarak şeker hastalığı ve yüksek tansiyon için kendinizi düzenli olarak kontrol ettirin ve ailenizde eğer kalp hastalığı varsa, kanınızdaki kolesterol ve yağ düzeyini Ölçtürün.
|
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI |