|
KEMİKLER
İSKELET sözcüğü, Yunanca'da
kurumuş anlamına gelen bir sözcükten türetilmiştir. İskeleti
oluşturan 206 kemikten hangisi incelenirse incelensin, kemik yeni
ölmüş yahut canlı bir insandan alınmışsa, kuru olmak dışında hemen
bütün özellikleri gösterir. Üçte biri su olan kemiğin "kuru"
sözcüğüyle tanımlanması,daha ileride görüp yadırgayacağınız
örneklerde birleştirilince, insanın kendi vücudundaki organlara ad
yakıştırmakta hiç de isabetli davranmadığını göstermektedir.
Kemikler, dış görünümlerine
göre sınıflandırılırlar:
1 —
Uzun kemik: Bu tür kemiklerde uzunluk, genişlik ve
kalınlıktan fazladır. Bu kemiklerin bir "cisim"i (Diafisis)
ve iki "uç"u (Epihisis) vardır, geleneksel örnek uyluk
kemiğidir.
2
— Yassı kemikler: Bu
tür örneklerinde uzunluk ve genişlik, kalınlıktan fazladır. Türün en
geleneksel örneği kalça kemiğinde de görüldüğü gibi, yassı
kemiklerde iki yüz, yassı kemiğin biçimine göre değişik kenar
oluşumları gösterebilir.
3 —
Kısa kemikler: Kısa kemiklerde uzunluk, genişlik ve kalınlık,
aşağı yukarı birbirine eşit ölçümlerdedir. Türün en bilinen örneği
bilek kemikleridir.
Bütün kemikler tıkız doku
(Substantia compacta) ile sünger dokudan (Substantia spongiosa)
oluşur. Kimyasal açıdan yapılacak inceleme, kemik dokularının
%70'i inorganik, %30'u organik maddelerden oluştuğunu ortaya
koyar. Organik ve inorganik madde ayırımı, incelenen duşumun karbon
içermesi veya içermemesine göre yapılır; inorganik madde, yapısında
karbon içermez, canlı organizmalarla da ilişkisi yoktur.
Kemikteki inorganik maddelerin
%2.5'u kalsiyum flüor'dur. Kemiğin organik maddesi ossein
adıyla tanımlanır. İnorganik madde, asit etkisiyle eritildiği
zaman elde edilen yoğun sıvı kauçuğa benzer. Organik madde de yanma
veya çürümeyle yok edilirse, elde edilen, iskelet sözcüğünün
kökeninin kastettiği gibi kuru, sert, kolay kırılabilir ve insan
yaşamı için hiçbir değeri olmayan bir maddedir.
Tıkız doku,
bütün kemiklerin çevresinde
bir tabaka oluşturur. Sünger doku ise tıkız doku kılıfının içinde
yer, alır ve kemik
lamellerinin birbiriyle birleşmesiyle, İçinde
kemik iliği bulunan küçük boşluklar oluşturur. Bu gözenekli dokunun
yapısındaki küçük boşluklardan her birisinin çeperleri trabekül
adıyla anılır.
Uzun kemiklerde tıkız doku
çoğunlukla cisim'lerden uç'lara doğru incelen bir kılıf yapar. Tıkız
dokuyu uzun kemiklerin cismi
boyunca ilik kanalı denilen bir boşluk sınırlar, bu boşluk kemik
iliğiyle doludur. Sarı, kırmızı renkte ve jelâtinimsi görünümde
olabilen kemik iliği, kemik dokusunun hem ilik kanalı içinde hem de
sünger doku boşluğunda bulunur
İlik kanalının oluşması,
doğanın ilgi çekici bir diğer hüneridir. Uzun kemiklerin cismi, bir
yandan kıkırdak yüzeylerini örten
bağ
dokulu
zarın oluşumu süresince gözlenen kemikleşme sonucu kalınlaşırken,
diğer yandan da cismin ortasında bir emilme ve erime olayı gözlenir.
İlik kanalı bu sürecin bir sonucudur.
Yeni doğmuş bebeğin kemikleri,
kan hücrelerinin oluşması ve gelişmesini sağlayacak kırmızı ilik ile
doludur. Yetişkinlerde, kol ve bacak kemiklerinde, kırmızı ilik
yerini çoğunluğu yağdan oluşan sarı iliğe bırakır, diğer kemiklerde
kırmızı ilik varlığını sürdürür. İliğin önemi, insan vücudunda bir
dakika içinde 180.000.000 alyuvarın yaşlanıp öldüğü bilinirse, daha
kolay anlaşılır.
Dalak ve karaciğer
bu alyuvarların bir bölümünün
karşılanması için çalışırsa da önemli görev kemiklere düşmektedir.
Sünger doku içinde akyuvar da üretilmektedir, bu kan
yuvarları, vücudu enfeksiyonlara karşı korur.
Kemik, vücudun taşıdığı
madenlerin hemen tamamını,
Kalsiyumun
,%99'unu,
Fosforun
%88'ini ve
bakır
kobalt
gibi önemli madenlerin bir bölümünü içerir. Çok sayıda
kan damarı, maden kristallerini yüklenerek vücuda dağıtır. Kemik,
gerektiği anda kandaki fazla kalsiyumu özümler, ya da eksikliği
tamamlamak için salar. Kemiğin kan dolaşımına aktardığı kristalleri
bir araya getirebilsek, yanyana dizildikleri zaman 100 dönümlük bir
toprak parçasını kaplayabilirler.
Kemiğin depolama niteliği şu
örnekler ile daha iyi açıklanabilir: Vücudumuzda 1 kg. kadar
kalsiyum bulunmasına karşın kanda dolaşan miktar 1 gramdan daha
azdır. Kalsiyum eksikliği sinirlerin görevini yerine
getirmesini engellediği gibi kan pıhtılaşmaını da önleyebilir. Kas
büzülmeleri durur, dolayısıyla kalp atışları tehlikeye girer.
Kalsiyumun fazlası da tehlike
yaratır,böbrek
taşı
oluşmasından kalsiyum
aşırılığından kuşku edilmektedir, taş çokluğu böbreğin çalışmasını
engeller, üremik zehirlenme ve ölüme yol açar. Kalsiyumun kana
aktarımı, paratiroit bezindeki bir hormonun salgılanması ile
başlatılır, tiroid bezindeki bir diğer hormon ile frenlenir.
Kemik oluşumu ve dağılımı,
insanın dünyaya geliş anından itibaren çeşitli dış etkenlerle karşı
karşıyadır. Çocukluk dönemi, bu etkenlerin en büyük tehlikeleriyle
doludur. İlk tehlike, kemiklerin henüz pek yumuşak olduğu doğum
sırasında, doğum kanalında görülür. Doğum için çocuğun kemikleri
doğanın gerekli gördüğü sekilileri almak zorunda kalabilir, bu olgu,
hemen doğum sonrası uzman hekimlerince düzeltilmez ya da
düzeltilemezse, hayat boyu kalıcı olabilir. En sık
rastlanan,kafatası kemiklerinin sıkışa-rak form değiştirmesidir.
Basit fakat uzmanınca
yapılması şart bir kafa sıkıştırma hareketi, bu şekli normale
dönüştürür.
Kafatası, doğum sonrasında
uzun süreyle yumuşaklığını korur ve bebek yatarken başının kendi
ağırlığından ötürü yassılma tehlikesiyle sık sık karşılaşılır. Bu
"yassı kafalar, üç aylıkken göze çarpar, ana babayı telâşlandırırsa
da birinci doğum günü kutlanırken düzeldiği ve simetrikleştiği
gözlenir. Kalıtımsal, soydan gelen kemik yapı bozuklukları
çoğunlukla kalıcıdır.
Bebekken, sertleşmesini
tamamlamadığı için, bu "küçük insân"ı türlü çeşitli tehlikelerle
karşı karşıya bırakan kemikler, yaş ilerledikçe sertleşip 1 ton'u
aşan basınçlara direnç gösterebilir. Uzunluğu 50 cm., eni 2.5 cm
kadar olan uyluk kemiği, santimetrekareye 3.5 tonluk bir basınca
direnç gösterebilir. Yaş ilerledikçe, kemikler daha az yükten
etkilenir ve kolayca kırılabilir.
|
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI
|