|
Körlüğün Nedenleri ve Korunma Yollları
::::::::::::::::::::::::
KÖRLÜK ÖNLENEBİLİR Mİ?
İnsanlarda göre duyusunu kaybetme korkusu yaşam ile eşdeğerdedir. Bu
derece önemli bir duyu organı olan gözlerimizin sağlığı, çeşitli
sebeplere bağlı olarak bozulabilir.
Günümüzde tedavi imkanı bulamadığımız veya sınırlı olarak yardım
edebileceğimiz körlük nedenleri mevcuttur. Buna karşılık, önceden
çaresiz modern alet ve yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.
Bu konuda en önemli noktalardan birisi, birçok göz hastalığının
zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ile körlüğün önlenebileceği
gerçeğidir. Hastaların bu konuda duyarlı olması, en küçük bir şikayeti
dikkate alması, en kıymetli organlarımızdan biri olan gözlerimiz için
çok önemlidir. Özellikle periyodik göz kontrollerinin yapılması, birçok
göz hastalığını henüz belirtileri başlamadan önlenmesini ve gerekli
tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
KÖRLÜĞÜN SEBEBLERİ
DOĞUŞTAN VEYA ÇOCUKLUK ÇAĞI KÖRLÜKLERİ
Doğuştan körlüklerin en önemli sebeplerinden birisi temel göz
dokularının oluşmaması veya eksik oluşudur. Bunun yanı sıra görme
sinirinin veya retina adını verdiğimiz görme tabakasının gelişme
bozukluklar ve hastalıkları söz konusu olabilir. Bu gibi bozukluklar az
görme veya his görmemeye neden olabilirler. Bu tip körlüklerin bir
çocuğun tedavisi mümkün değildir.
Bu gibi bozukluklara yol açan nedenler, kalıtım, akraba evlilikleri,
annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu bir takım hastalıklar olabilir.
Bazı bilinmeyen nedenlerden oluşmuş olabilirler.
Çocukluğun erken dönemindeki görme kayıplarının bir nedeni de göz
tansiyonu yani karasudur. Bu rahatsızlık gene öncelikle akraba evliliği
olan kişilerin çocuklarında görülür. Başlangıçta basit sulanma şikayeti
ve ışıktan rahatsızlık duyma ile başlayan hastalıkta daha sonra göz
büyümesi meydana gelir. Görme tabakalarında su birikmesi nedeni ile göz
buzlu cam görüntüsünü alır. İlaçla tedavisi sınırlı olan bu hastalığa
cerrahi müdahale gereklidir. Aksi takdirde görme sinirinin ölmesi ve
ileride gözün delinmesi söz konusu olacaktır. Cerrahi tedavi ise umut
vericidir.
Kalıtsal görme azlığına neden olan hastalıklardan bir başkası ise tavuk
karası adı ile bilinen retinitis pigmentosadır. Tedavisi olmayan bu
hastalıkta akraba evlilikleri rol oynar. Görme tabakasının yavaş yavaş
harap olması ile seyreder. Loş ışıkta ve karanlıkta az görme şikayeti
ile başlar görme alanının giderek daralmasına yol açar. Bu hastalığın
dereceleri ve çeşitli tanımları mevcuttur. Bazıları erken görme kaybına
neden olurken bazıları ise yetişkin yaşlarda hafif görme kaybına neden
olabilir.
Her yaşı ilgilendiren göz kazaları, hafif görme bozukluğundan gözün tüm
kaybına kadar yol açabilmektedir. Bu durumlarda acil müdahale, gözün
tamiri, iltihabı olayların önlenmesi ve kalıcı zararların oluşmasını
engellemek açısından son derece önemlidir. Bu gibi kazaların göze
bıraktığı sekellerin birçoğu günümüzde kornea nakli ve diğer modern
cerrahi yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.
Çocukluk çağında görme kaybına yol açan hatta hayati önemi olan bir
hastalıkta göz içi tümörüdür. Bu hastalıkta da kalıtım faktörü
önemlidir. Gözbebeğinde gri bir parlaklık ile fark edilir. Tümörün
ilerlemesi gözün kaybına neden olabileceği gibi yanılma riski de
mevcuttur. Erken teşhis hayati öneme sahiptir.
YETİŞKİNDE KÖRLÜĞE YOL AÇAN SEBEPLER
DİABET
Şeker hastalığı, gözde çeşitli bozukluklara yol açabilir. Göz
enfeksiyonlarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak gelişmesi diabete
bağlı göz komplikasyonları arasında sayılabilir. En önemli komplikasyon
ise, diabet sürecinin uzaması ve düzensiz kan şekeri seviyeleri ile
orantılı olarak göz dibinde retina adını verdiğimiz görme tabakasında
kanamalar ödem ve yeni damarlanmalar ile seyreden diabet
retionopatisidir. Bu hastalıkta görme merkezinin kanama ve ödem ile
etkilenmesi ile hastanın görmesi giderek azalır. Yeni damarların
çatlaması ise büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep
olabilir.
Şeker hastalığının iyi kontrol edilmesi, birlikte olabilen yüksek kol
tansiyonunun ve böbrek bozukluğunun tedavisi, bu komplikasyonunun
oluşması veya ilerlemesi üzerinde etkilidir.
Hastalık oluşmuşsa en önemli tedavi yöntemi; göz anjiografisi adı
verilen göz dibi damarlarının özel fotoğraflarını aldıktan sonra
uygulanan lazer tedavisidir. Lazer fotokoagülasyon adını verdiğimiz bu
yöntem özellikle çok ilerlememiş durumlarda görmenin korunmasını %70-80
oranında sağlamaktadır. Ancak çok ilerlemiş durumlarda vitrektomi adı
verilen özel aletlerle yapılan ameliyat, birçok göz için kurtarıcı
olmaktadır. Bir diabet hastasının 3-6 aylık aralarla muntazam bir
şekilde göz kontrolü yaptırması, bu komplikasyonun henüz başlangıç
durumlarda teşhisini sağlamakta tedavide başarı şansıda o derece yüksek
olmaktadır.
YÜKSEK KOL TANSİYONU DAMAR SERTLİĞİ
Yüksek kol tansiyonu ve sıklıkla birlikte mevcut olan damar sertliği
bütün vücut damarlarını bu arada göz damarlarını da etkilemektedir.
Yüksek kol tansiyonuna bağlı göz dibi kanamaları, damar tıkanmaları,
görme kaybı ile sonuçlanabilir. Yine bu hastalarda görme sinirini
besleyen damarların tıkanması da bir körlük nedenidir.
Bu hastaların kol tansiyonlarını düzenli takip etmeleri, rutin kan
muayenelerini düzenli yaptırmaları, diyet ve spora önem vermeleri iç
hastalıkları uzmanının kontrolünde olmaları bu gibi komplikasyonların
oluşmasını önleyecektir.
Bu gibi hastaların periyodik göz kontrollerini yaptırmaları gereklidir.
Göz hekimi, göz damarlarının durumu hakkında bilgi vereceği gibi
herhangi bir komplikasyon oluştuğunda gerekli tedbirlerin alınmasını
sağlayacaktır.
GÖRME TABAKASI VE SİNİRİNİ ETKİLEYEN DEJENARATİF-İLTİHABİ HASTALIKLAR
Bu grup hastalıkta bilinen veya bilinmeyen bir sebeple, görme tabakası,
görme merkezi veya siniri bozulabilmekte ve körlüğe neden
olabilmektedir. Bu gibi bozukluklarda sebebe veya hastalığın durumuna
göre ilaç veya lazer tedavileri ile görmenin kazanılmasına veya
korunmasına yardımcı olmaktadır.
GÖZ TANSİYONU (GLOKOM)
Glokomun en yaygın şekli olan açık-açılı glokom sinsi başlayan ve yavaş
gelişen bir hastalıktır.
Glokomun bu tipi kolaylıkla kontrol altında tutulabildiği halde,
genellikle, tamiri mümkün olmayan görüş kaybı oluşturduktan sonra,
teşhis edilir.
Açık açılı glokom, gözün içinde mevcut olan sıvının artışına bağlı
basıncın, optik siniri oluşturan hassas lifleri harap etmesine bağlanır.
Genellikle belirli semptomları olmadığı ve aşamalı olarak gelişip,
görüşü kademeli olarak etkilendiğinden glokom çabuk teşhis edilemez.
Tedavi uygulanmadığı durumlarda, optik sinir bozulmaya ve sonuç olarak
görüş alanı daralmaya başlar. Maalesef bir çok insan, görüş alanı
daralıncaya kadar, görüşmelerdeki kademeli kaybı fark etmez, optik sinir
harabiyeti durdurulmadığı takdirde, glokom tünel görüşe neden olur ve
sonuç körlüğe varır. Glokomdan doğan körlük tedavi edilemez.
Kırk yaşı aşkın her kişi açık-açılı glokom şüphesi ile karşı karşıyadır.
Özellikle ailesinde Glokom hikayesi olan kişiler bu hastalığa adaydır.
Glokomun diğer çeşitleri açık-açılı glokom kadar sık görülmez. Açı
kapanması glokomu ciddi ağrı, bulantı, göz kızarması ve bulanıklığa
neden olur. Tıbbi müdahalenin gecikmesi halinde bir iki gün içerisinde
körlüğe sebep olabilir.
İkinci dereceden glokomları; geçirilmiş ameliyat sonrası ilerlemiş
katarak, yara tümör veya göz iltihapları gibi diğer etkenlerden
oluşabilir.
Ciddi önem taşıyan neovascular glokom diabete ve diğer göz dibi damar
hastalıklarına bağlı olarak çıkabilir.
Glokom hastalığında göz tansiyonunun düşürücü ilaçlar, lazer, ameliyat
gibi tedavi yöntemleri mevcuttur. Amaç, göz tansiyonunu düşürerek görme
sinirinin ve görme alanının bozulmasına engel olmaktadır.
KATARAKT
Görme azlığına neden olabilecek bir başka hastalık ise katarakt veya
beyaz su delinen göz merceğinin keşifleşmesidir. Kataraktlar doğuştan
olabilirler veya ileri yaşlarda ortaya çıkabilirler. Bazen de göze bir
darbe neticesinde çok kısa sürede gelişebilirler. Gözde geçirilmiş
hastalıkların sonucunda veya diabet gibi sistemik bir hastalığa bağlı
olarak gelişebilirler. İlaçla herhangi bir tedavisi olmayan bu
hastalığın çözümü cerrahi yöntemle olur. Günümüzde katarakt cerrahisi en
yüksek başarıya sahip olan ameliyattır. Hasta ameliyet sonrasında gözlük
veya kontakt lens takar, ancak modern cerrahi yöntemlerde gözün içine
perde alındıktan sonra yeni yapay bir lens yerleştirilir. Sonuçlar yüz
güldürücüdür.
Gene ameliyat ile tedavisi gerçekleştirilmesi gereken bir hastalık
retina dekolmanı adı verilen görme tabakalarının yırtılarak birbirinden
ayrılmasıdır. Bu hastalıkta kişi görme alanının bir mölümünün karanlık
bir duvar ile kaplı olduğunu görür. Bu durumda kişi hemen bir göz
hekimine başvurmalıdır ve birkaç gün içinde ameliyat edilmelidir. Çok
uzun bir vakit kaybı ameliyatında başarısını düşürecektir.
Ülkemizde körlüğün önemli nedenlerinden bir tanesi Behçet Hastalığıdır.
Bu hastalık gözde nüksler ile seyreden iltihaplar yapmaktadır. Tecrübeli
bir merkezin takibi altında tedavi edilen hastalarda görme bozukluğu en
alt seviyelerde tutulabilir. Gözün haricinde ağızda aftlar ve cinsel
bölgede yaralar ile kendini gösteren bu hastalık tedavi ile tümüyle
ortadan kalkmaz ve kişiye, tıpkı şeker hastalığı gibi ömür boyu
arkadaşlık eder. Ancak ilaçlar ile kontrol altında tutulabilir. Behçet
dışı göz iltihapları da aynı şekilde uzun seyirlidir ve sıkı takip ile
ilaç tedavisi gereklidir.
GÖZ TÜMÖRLERİ
Nadirde olsa gözün kapaklar gibi dış kısımlarında veya göz içinde
gelişebilen tümörler, giderek gözün harap olmasına ve körlüğe yol
açarlar.
Bu Gibi Tümörlerin Tedavisinde Cerrahi Yöntemler Radyoterapi, Krioterapi
(Dondurma yolu ile) Fotokoagülasyon gibi çeşitli tedavi yolları
kullanılmakta ve gözün kazanılmasına çalışılmaktadır.
GÖZ SAĞLIĞI AÇISINDAN NELERE DİKKAT ETMELİDİR?
Gözlerimizin sağlığı açısından başta gelen konu düzenli ve vitamin
yönünden zengin beslenme, düzenli uyku ve sağlık şartlarına dikkat
edilmesidir. Işık şartları da önemlidir. Özellikle okuma, TV seyretme
gibi gözün sürekli ve dikkatli kullanılması durumlarında ne kamaşma
yapacak kadar parlak ışık ne de görmeyi güçleştirecek kadar az ışık
olmalıdır. Işık kaynağı, yazarken sağ elini kullanan kişinin sol omuzu
ve başı üstünden gelmelidir. Parlak güneş ışığının ültraviyole
etkisinden korunmak için güneş gözlükleri gerekli olduğu gibi değişik
ışık kaynaklarına meslek veya diğer amaçlarla maruz kalabilecek
kişilerin koruyucu gözlük kullanmaları şarttır.
Ayrıca okuma mesafesi (30-40 cm), TV seyretme uzaklığı 3-4 mt’den az
olmamalıdır.
Gözlerin periyodik kontrolleri yapılmalı görme ve gözün sağlıklı olduğu
bilinmelidir. Özellikle şeker hastalığı gibi gözü direkt etkileyen
sistemik bir hastalığa sahip kişiler bu kontrollerini 6 ayda bir mutlaka
yaptırmalıdırlar.
Bu şekilde: bu önemli organımızı koruyabilir veya herhangi bir tehlike
karşısında gereken tedbiri alabiliriz.
|
HASTALIKLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI
KARACİĞER HASTALIKLARI
KALP VE DAMAR HASTALIKLARI
MİDE HASTALIKLARI
BEYİN VE SİNİR HASTALIKLARI
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI
GÖZ HASTALIKLARI
CİLT HASTALIKLARI
AĞIZ VE DİŞ HASTALIKLARI
EKLEM HASTALIKLARI
KADIN DOĞUM HASTALIKLARI
RUH HASTALIKLARI
KEMİK HASTALIKLARI
BAĞIRSAK VE ANÜS HASTALIKLARI
CİNSEL HASTALIKLAR
BESLENME HASTALIKLARI
KAN HASTALIKLARI
SOLUNUM HASTALIKLARI
BULAŞICI HASTALIKLAR
HORMON HASTALIKLARI
ERKEK HASTALIKLARI
KAS HASTALIKLARI
ÇOCUK HASTALIKLARI
BÖBREK VE İDRAR YOLLARI
HASTALIKLARI
İLKYARDIM
|