|
Koroner Kalp Hastalıkları ::::::::::::::::::::::::
Koroner kalp hastalıkları modern çağın en kötü hastalıklarından biridir. Yaşla birlikte vücuttaki atardamarların daralması, beyine giden atardamarları etkileyerek inmelere neden olabilir. Ya da kalbe giden atardamarları (koroner damarlar) daraltarak kalp krizlerine yol açar. Bunun altında yatan gerçek neden bilinmemekle birlikte, sigara içmek, hareketsizlik, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, şişmanlık ve vücudun yağları işlemekteki bozuklukları başta gelmek üzere bazı kalıtsal faktörlerin bu süreci hızlandırdığı bilinmektedir. Bu daralma erken yaşlarda başlarsa da çok yavaş geliştiği için kalbin çalışmasını uzun yıllar geçmeden etkilemez. Birçok kişi bozulan arter yüzünden kalbin bir bölümüne giden kan akımının kesilmesiyle kalp kasının onarılamaz bir biçimde tahrip olmasına kadar hastalığın farkına varmayabilir. Bu durum, doktorlar tarafından miyokardiyal enfarktüs,halk dilinde de kalp krizi olarak bilinir. "Kalp krizi" deyimi çeşitli kişilere çeşitli şeyler ifade edebileceği için pek yerinde değildir. Olaydan önce çoğu kez hiç uyarı olmadığı için kişiyi tamamen şaşırtır. Hasta daha önceden bir bozukluk olduğuna inanmakta güçlük çekerse de, durum her zaman böyledir. Olayın böyle gelişmesi modern kardiyolojik teşhisçiler için sorun doğurmadan nasıl saptanabilir? Her zaman yapılan muayeneler,röntgenler ve hatta elektrokardiyogram sonuçları tamamen normal çıkabilir. Gerçek sorun şudur ki, özellikle hasta dinlenirken, koroner atardamarlarından kalp kasına giden kan miktarı, bu atardamarın çapı yüzde 50 hatta 60 daralmış olsa bile normal hacimde kalır. Bu daralma ancak yüzde 70'e ulaştığında kan dolaşımı kalp kaslarını yakıttan yani oksijenden yoksun kılarak hastada şikâyet belirtilerinin görülmesine ve elektrokardiyogram sonuçlarında da bunun yansımasına neden olacaktır. Bu etkileri açığa çıkarmak için yapılan testlerde, kalp daha fazla yakıt isteyeceği düzeye kadar zorlanır. Bunun en kolay yolu egzersizle olup, genellikle hastayı bir egzersiz bisikletine veya koşu makinesine koymakla sağlanır. Kalp işlevleri açık olarak elektrokardiyogramda gözükürler; egzersizin en yüksek noktasında alınan bir elektrokardiyogram normal çıkmışsa kalp ve damarlar iyi çalışıyor demektir. Egzersiz sırasında daha karmaşık başka testler de uygulanabilir. Bunların arasında en yararlısı, egzersiz sırasında kana radyo izotop zerketmektir. Bu izotoplar, kalbe gittiklerinde onların yayınladıkları ışınlar bir gamma kamerası vasıtasıyla görüntülenir. Ne yazık ki bu test, elektrokardiyogramdan daha duyarlı ise de, pahalı donatı ve radyoizotoplar gerektirdiğinden, olağan bir kontrol için pratik değildir. Ayrıca hastalık belirtileri olmayan kişilerin büyük bir çoğunluğu açısından bu testin yalnızca bir kontrol olarak kullanılmasının yararı henüz kesinlik kazanmamıştır. Egzersizle çekilen elektrokardiyogramın bile değeri anlaşılmamıştır. Bugün bile, kalp hastalığını ciddi bir sorun haline gelmeden önce teşhis edebilecek basit ve güvenilir bir yöntem yoktur. Miyokardiuma giden oksijenli kan azlığının yarattığı en belirgin şikâyet ağrıdır. "iskemi" adı verilen bu ağrının kendine has bir dağılımı vardır: Çoğu kez göğüste olup, tam ortada veya her iki yanda eşit olarak hissedilir; buradan omuzların veya kolların birine ya da ikisine, boyuna ve çeneye yayılabilir. Genelde bir sıkışma veya daralma olarak kendini hissettiren bu ağrı fiziksel veya duygusal gerilim yani stres sonucunda ortaya çıkar. Bu durumlarda sempatik sinir sistemi veya kana salgılanan adrenalin yüzünden kalp daha süratli veya güçlü olarak çarpacağı için oksijen eksikliği ve onu izleyen ağrı belirginleşir. Şayet, oksijen eksikliği kısa sürerse, ağrı da kısa sürecektir. Ağrı süresi kısa olduğunda bu durum "anjîn" olarak tanımlanır. Eğer miyokardiuma giden oksijen miktarı uzun süreli veya süresiz olarak az olursa, aynı ağrı çok daha şiddetli ve sürekli olacaktır. Örneğin daha önceden daralmış olan bir atardamarın tümüyle kapanması sonucunda kalp kasının bir kısmı ölürse ki buna "enfarktüs" adı verilir. Kalbe ulaşan oksijen miktarı süresiz olarak azalacaktır. Bu ağrı çoğunlukladinlenme anındaortayaçıkarve dinlenmekle geçmez. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan ve bu durumu 10-15 dakika içinde geçmeyen hasta, en kısa zamanda tıbbi yardım istemelidir. Miyokardiyal enfarktüs (kalp krizi) geçirmiş kişinin hayatı tehlikededir; en kısa zamanda tıbbi bakıma, tercihan bir hastaneye başvurmalıdır. Tehlikeler iki ayrı türdedir. İlk olarak kalp kası fazla zarara uğradığı için kalbin pompalama görevi aksar. Neyse ki, geniş tahribat hemen görülmez, eğer bir şey olacaksa daha sonra ve hasta tıbbi yardımdan yararlanabilecek bir durumdayken ortaya çıkacaktır. İkinci tür tehlike daha karmaşıktır. Daha önce de belirtildiği gibi kalbin düzenli zamanlama ve koordinasyon için bir elektrik sistemi vardır. Bozulmuş kalp kası elektriksel dengesizlik yaratır ve normal kasla arasında elektrik akımları oluşur. Bunun sonucunda kalp ritmi dengesiz bir biçimde hızlanır veya yavaşlar ya da normal elektriksel koordinasyon bozulur. Fiziksel bozukluk çok ufak da olsa, zamanlamaya yapılan karışma, yeterli pompalama hareketini engelleyebilir. Bu durum, mekanik açıdan kusursuz bir araba motorunun yeterli elektrik sistemi yokluğunda — akü, platin, distribütör ve bujiler— harekete geçememesine benzetilebilir. Zamanlama yanlışsa motor ateşlemeyecektir, akü boşalmışsa bu kez hiç çalışmayacaktır. Bunun içindir ki, miyokardiyal enfarktüs durumundan sonra, fiziksel tahribat az da olsa kalbin elektriksel işlevini özenle izlemek gerekir. Bu bakım, ancak koroner bakım ünitesi olan bir hastanede gerçekleştirilebilir. Böyle ünitelerde gerekli donatım, bu konuyu anlayacak doktor ve hastabakıcı vardır. Personel, anormallikleri ciddi bir sorun haline gelmeden önce kolayca teşbis etmek için eğitilmiştir. Etkili erken teşhis ve tedavilerde hayatı tehlikeye sokabilecek kalp atışı bozukluklarını en aza indirebilir veya tam olarak geçirebilir. Miyokardiyal enfarktüsün neden olduğu kas tahribatı, zamanla geçer ve aynen kırık bir kemiğin iyileşip normal işlevini yüklenmesi gibi, yalnızca bir iz kalır. Doğal olarak iyileşme sırasında hastanın, aynen kırık bacağıyla yürüyemeyeceği gibi, kalbine aşırı olarak yüklenmemesi gerekir. Hastalığın başında yatak istirahati, uyku ve sakinleştirici ilaçlar önerildiğinden, bu durum bir kardiyak bakım ünitesinde en iyi biçimde izlenir ve aynı zamanda kalbin elektrik sistemi de denetlenebilir. Şu günlerde bir hastaya en iyi bakımın hastane ortamı içinde mi yoksa evinde alıştığı çevresinde mi uygulanabileceği de çok tartışılan bir konudur. Evde olmak, hastanenin ve hastaneden eve taşınmanın getireceği duygusal gerilimin hastayı etkilemesine olanak tanımayacaktır. En tehlikeli zaman ilk birkaç saat olup, bu süre içinde hastanın tıbbi bakım altında olması gereklidir. Hasta kendi durumunun farkında değilse veya yakında bir hastane yoksa buna olanak olmayabilir. Eğer hastanın doktora başvurması krizden 18-24 saat sonra gerçekleşmişse, tehlikenin atlatılmış olduğunu varsayabiliriz. Bu durumda belirgin sorunlar yoksa, hastanın evde kalmasına bir engel yoktur. Miyaokardiyal enfarktüs geçiren her hastanın, birkaç ay olsa dahi, normal hayata dönmesi desteklenmelidir. Daha önce belirtildiği gibi, bozukluk yalnızca bir iz bırakarak geçer ve hastaların çoğunluğunda kalbin pompalama düzeni normal duruma erişir. Normal bir kalbin kapasitesi, biraz işlevsellik kaybını karşılayacak güçtedir. Yalnızca bazı hastalarda kalpteki zarar, tıbbi bakım gerektirecektir. Eğer tahribat ciddi ama kalbin yalnızca bir bölümüne sınırlıysa cerrahi müdahalenin yararı olabilir. Enfarktüs geçirmemiş bazı kişiler, atardamarların daralması sonucunda kalbe yeterli kan gitmemesinden doğan kardiyak ağrıları çekerler. Bu hastalara önerilen ilaçlar atardamarlardaki daralmayı düzeltmeseler de, kalbin, aldığı yakıttan en etkin biçimde yararlanmasını sağlar. İlaç tedavisi cevap vermez ve hastanın yaşantısı fazlasıyla etkilenirse, mekanik bu soruna mekanik çözümler, yani ameliyat önerilecektir. Bunları ilerde inceleyeceğiz. Bugüne kadar, damar daralmasını araştırmak için belki de kanser dışında her şeyden fazla para harcanmıştır. Konu üzerinde çeşitli savlar geliştirilmtşse de sorun hâlâ çözümlenememiştir. Savlardan biri kolesterol gibi yağlı maddelerin kan dolaşımındaki düzeylerini, sindirilen yağ düzeyine bağlar ve birçok insan, kandaki kolesterol düzeyinin yükselmesinin, damarları daraltıp yağ depolanmasına yol açtığına inanır. Bazı yetkililer zengin kolesterol kaynağı olan yumurta gibi veya doymuş yağ asidi içeren tereyağı gibi besinler yendiği zaman kandaki kolesterol düzeyinin yükseldiğini ve dolayısıyla damar hastalıklarının artığını öne sürmektedirler. Bu konudaki tartışmalar daha sonra kalp hastalıklarının önlenmesi bölümünde ayrıntılı anlatılacaktır. İkinci bir sav da damarlara ilk tahribatın iç duvarda şu anda bilinmeyen bir nedenden oluşması ve bunun üzerine kanın pıhtılaşmasına yarayan ve kanda bulunan platelet parçacıklarının oraya kümelenmesinden ileri geldiğidir. Bu plateletler, daha sonra o noktada daha başka kan pıhtısı birikimlerine ve damar duvarındaki hücrelerin bölünerek o noktaya yığılmasına ve sonuçta damarın daralmasına yol açar. Bu sav, tam olarak kanıtlanmamışsa da önerdiği tedavi, damar çeperine plateletlerin birikmesini önlemektir. Son zamanlarda fazla şeker yemek ve yumuşak su içmek gibi başka açıklamalar da gündeme gelmişse de çalışmalar arasında çeşitli, çelişkiler vardır ve en önemli etkenin hangisi olduğu belli değildir. Bunun hastayla ilgili önemi kitabın son bölümünde ele alınacaktır.
|
KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI
|