ORGAN GÜÇSÜZLÜĞÜNÜN SONUÇLARI

::::::::::::::::::::::::

 

Doğada her zaman güçsüz güçlünün yemidir. Mikroplar kalan besin artıklarında yeterli besin bulduklarından güçsüz değillerdir. Dişeti ceplerinin derinlerine sokularak dokulara saldırmaktan çekinmezler. Böylece güçsüz periodontal membran küçük canlı varlıklara yem olur. Saldırıya uğramış dişeti artık dişlerin çevresinde gergin durmadığından, güçsüz periodontal membranla birlikte bakteriler için ideal bir yer oluşturur. Diş çürümesi kısmında öğrenmiş olduğumuz kimyasal paraziter süreç burada da bütünüyle aynıdır. Ancak tek ayrım, sert dokuların saldırıma uğramamasıdır; yoksa tükürük hemen asitleri seyreltir ve böylece etkisiz kılardı. Dişeti cepleri gitgide derinleşir ve ne denli derinleşirlerse, içlerinde mikroplar kendilerini o denli güvenli duyarlar. Bunlar var oluşları için gerekli her şeyi burada bulurlar. Diş­eti cepleri ne kadar derinleşirse, diş o kadar çok sallanır ve asma aygıtını yavaş ama kesin yitirir.

 

 

 

Derin dişeti cepii dişlerin kesiti. a)  Dişeti kenarı. b)  Çene kemiği.       

 

Bunun üzerine vücut, mikroplara karşı savunmak ereğiyle, alyuvarlarını gönderir. Burada da oluşan irin, dişeti ceplerinin üzerine basıldığında derinlerden dışarıya çıkar. Eskiden bu hastalık irin nedeniyle «Alveoler piyore» olarak tanımlanırdı. Kelime Yunanca'dan gelmektedir ve «diş yu­vası irinleşmesi» anlamını taşır. Oysa çağcıl bilim diş gevşemesine «Periodontitis» adını verdi; çünkü salt dişetinin değil, aynı zamanda dişin tüm çevresinin, başkadeyişle «diş yatağı»nm da hastalandığı anlaşıldı. İrin neden olarak önemsenmeyen salt ikincil belirti olarak görülür. Belki de bu hastalığı Alman dilinde «diş yatağı hastalığı» ya da «diş çevresi hastalığı» olarak tanımlamak olasıdır. Bu hastalığın derin anlamını kavramak için, fizyolojik etkinlik sürecinde temel bir yasanın varlığını belirtmek gerekir. Buna göre kullanılmayan her organ körelir ve güçsüzlüğünden dolayı artık normal işlevini yerine getiremez. Tüm organizmamız devinimin gerekliliği için yaratıldı. Az hareketin birçok dejeneratif hastalık nedeni olduğunu artık biliyoruz. Yazık ki günümüzde, pişirilirken besin değerini de yitiren yumuşak besinlerin yenilmesi bizim için daha rahat olduğundan, artık yeterince çiğnemiyoruz. Dişler yeterince kullanılmıyor. Bu nedenle de çiğneme organlarımız gitgide güçsüzleşiyor ve her zaman ağızda bulunan mikropların kurbanı oluyor. Salt ağız organlarımız değil, ayrıca pek az hareket ettiğimizden tüm organizmamız da soysuzlaşıyor. Günümüzde ya bürolarda oturuyoruz ya da atölyelerde yalnızca çevirgeçleri ve şalterleri işletiyoruz. Gerçek anlamda ağır bir işe kırsal kesimde bile an­cak önemsiz ölçüde rastlanıyor. Oysa çalışma ve hareket süresince kan dolaşımımız canlandırılır ve böylece organlarımıza besleyici madde sağlamını kolaylaştırılır.

Sigara içmenin de zararlı olduğunu ayrıca burada belirtmeye gerek yok. Her ne kadar dişler dişin sert maddelerini koruyan kahverengi bir tabakayla sarılırsa da, nikotin içeren duman dişetini zedeleyerek bir zarara neden olur. Böylece periodontitis oluşumuna yardım edilir. Kan damarlarını genişlettiğinden ve böylelikle yeterli besleyici maddeleri diğer organlara ulaştıramayacak biçimde kan dolaşımında bir kan".hücumuna neden olduğundan, alkol de dokuları olumsuz yönde etkiler. Öyleyse, çağcıl uygar yaşamın sağlığımıza asla yarar getirmediğini anlamamız gerekir.

 

 

Ana Sayfa

 

 

HASTALIKLAR

AKCİĞER HASTALIKLARI

KARACİĞER HASTALIKLARI

KALP VE DAMAR HASTALIKLARI

MİDE HASTALIKLARI

BEYİN VE SİNİR HASTALIKLARI

KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI

GÖZ HASTALIKLARI

CİLT HASTALIKLARI

AĞIZ VE DİŞ HASTALIKLARI

EKLEM HASTALIKLARI

KADIN DOĞUM HASTALIKLARI

RUH HASTALIKLARI

KEMİK HASTALIKLARI

BAĞIRSAK VE ANÜS HASTALIKLARI

CİNSEL HASTALIKLAR

BESLENME HASTALIKLARI

KAN HASTALIKLARI

SOLUNUM  HASTALIKLARI 

HORMON HASTALIKLARI

ERKEK HASTALIKLARI

KAS HASTALIKLARI

ÇOCUK HASTALIKLARI

BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI

İLKYARDIM

 

 

 

 

 

 

 

Sağlık ve Tıp