Sıtma anofel
cinsi sivrisineklerin ısırması ile insanlara bulaşan bir
protozoonozdur. Hastalığın en önemli özelliği nöbetler şeklinde
gelişen ateş, anemi ve splenomegali ile seyretmesi, başlangıçta akut
seyirli, fakat tedavi edilmediğinde kronikleşme eğilimi
göstermesidir. Dünyada halen yaygın bir hastalıktır
Parazitler
sivrisinekler aracılığıyla taşınır. Sivrisinek, enfeksiyonlu bir
insanı ısırdığında, kişinin kanındaki parazitler, sivrisinek
tarafından emilir. Parazitler sivrisinekte bir hafta ya da daha
fazla süre geliştikten sonra eğer bu canlı sizi ısırırsa parazitler
kanınıza karışır. Ardından bu parazitler karaciğerinize girer ve
orada gelişerek çoğalır.
Bir süre sonra, parazitler karaciğeri terk ederek alyuvarlara girer.
Bu durum birkaç gün ya da aylarca sürer. Parazitler, şişerek gözle
görülür hale gelene kadar, alyuvarlarda daha çok parazit üretirler.
Böylece kan dolaşımına yeni parazitleri girmiş olur. Bunlar daha
fazla sayıda alyuvarın hastalanmasına neden olur. Parazitler
karaciğerdeyken kendinizi hasta hissetmeyebilirsiniz fakat
parazitler kan hücrelerinizi etkilediğinde, belirtiler ortaya
çıkmaya başlar.
Aşağıdaki ülkeler dahil, 90’dan fazla tropikal iklimli ülkede sıtma
riski yüksektir:
•Afrika’nın tropikal bölgeleri
•Orta Amerika
•Dominik Cumhuriyeti
•Haiti
•Hindistan
•Orta Doğunun tropikal bölgeleri
•Güneydoğu Asya
Belirtileri
Sıtma hastalığı yapan dört tip plasmodium vardır. Belirtiler de bu
tiplere göre değişiklikler gösterir. Ancak hepsinin ortak özelliği
baş ağrısı, titreme, terleme, kol ve bacaklarda ağrıdır.
Alyuvarların içinde bölünüp çoğalan merozoitler kana karışırlarken
hastanın ateşi yükselir.
"Malaria" tipi plazmodiumun sebep olduğu sıtmada parazitin
karaciğerde kalış müddeti 8 gündür. Alyuvarlara hücumları ve tekrar
kana karışmaları 72 saat sürer.
"Falcifarium" tipi plazmodiumlar karaciğerde 6 saat kalırlar.
Alyuvarlarda kalış ve kana geçiş zamanları düzensizdir. Bir kısmı
gelişip çoğalırken bir kısmı beklemede kalırlar. Bu sebeple
falcifarium sıtmasına "habis sıtma" adı verilmektedir. En
tehlikelisi de budur. Parazitler, kümeler halinde beyin, omirilik,
akciğer ve böbreküstü bezlerinin kılcal damarlarına hücum ederek
onları tıkayabilirler ve âni ölümlere yol açabilirler. Hastalığın
ağır geçmesi halinde alyuvar yıkımı olarak tarif edebileceğimiz
"karasu humması" görülebilir.
"Vivaks ve Ovale" tipi plazmodiumların ise karaciğerde kalış
müddetleri 8 gündür. Alyuvarlarda kalış ve kana tekrar geçişleri 48
saatte tamamlanır.
Malaria, Vivaks ve ovale tipi plazmodiumların hepsi karaciğeri
terketmezler. Bir kısmı karaciğerde kalarak çoğalmaya devam
ederler.
Teşhis Ve
Tedavi
Eğer bir sene
öncesinde, sıtma riski bulunan bir bölgede seyahat ettiyseniz ve
ateş ya da grip gibi bir hastalık nedeniyle hastalandıysanız en kısa
zamanda doktorunuza başvurun. Ona sıtma riski bulunan bölgede
seyahat ettiğinizi belirtin. Uzmanınız hastalık geçmişinize bakıp
sizi muayene eder. Parazitleriniz için kan testleriniz yapılır.
Sıtma reçeteli ilaçlarla iyileştirilebilir. İlaçların türü ve
tedavinin süresi sıtmanızın türüne, yaşınıza ve ne kadar hasta
olduğunuza bağlıdır.
Korunma
Hastalığı geçirenlerde
türe özgü bağışıklık kalabilir. Korunma için sıtmanın endemik olduğu
bölgelere gideceklere kemoprofilaksi yararlıdır. Klorokin ve
primetamin kombinasyonu verilebilir. Plasmodiumların çeşitli
formlarına karşı etkili bir aşı elde edilmesi çalişmaları halen
sürmektedir. Sıtma ile savaşın bir başka yanı da vektör olan anofel
ile savaştır. Bu amaçla olgun sivrisinekler ve larvaları ile
mücadelede çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Özellikle
bataklıkların kurutulması gibi çalışmalar sıtmanın önlenmesinde son
derece yararlıdır. Yapılan tarımla ilgili olarak özellikle çeltik
tarlaları olan ya da durgun suların bulunduğu yerlerde sıtma
mücadelesi yapılması gereklidir. Sıtmanın yayılımı coğrafi olarak da
kontrol edilebilir ve mutlaka yeni bir uygulama yapılırken bu açıdan
da değerlendirilmelidir. Baraj gölleri ya da küçük sulama göletleri
çok amaçlı olarak oluşturulurken hiç beklenmedik şekilde sıtma
olgularının ortaya çıktığı daha önceki yıllarda görülmüştür.
Türkiye'de Sıtmanın Durumu
Cumhuriyetin ilk
yıllarında özellikle Antalya yöresinde yaşayan insanların %75'inin
sıtma hastalığına yakalandığı bilinmektedir. Gerek işgücü, gerekse
ekonomik kayıplara yol açması nedeniyle sıtma hastalığına büyük önem
verilmiş; 1926 yılında bu hastalık için dikey bir örgütlenme
oluşturularak yoğun bir savaşıma girişilmiştir. 1940'lı yıllarda
DDT'nin de kullanılmaya başlanılması, sağlık çalışanları ve halkın
bu konuda duyarlı olması sonucunda 1970 yılında saptanan olgu sayısı
yalnızca 1.260 olmuştur. Bu tarihten sonra sıtmaya verilen önem
azalmış ve olgu sayılarında büyük artışlar gözlenmeye başlanmıştır.
Sıtma insidansının
yıllara göre dağılımı incelendiğinde, 1925-1945 yılları arasında,
sıtma savaşımının yoğunlaştırılması, daha önce saptanamayan
olguların saptanmış olması ve İkinci Dünya Savaşı sırasında sıtma
savaşımında gerekli çalışmaların yapılamaması nedeniyle olgu sayısı
yüksek görülmektedir. 1945 yılından sonra çalışmalara hız verilmiş
ve 1970 yılında sıtma insidansı yüz binde 3.55 olmuştur. Bu tarihten
sonra gerek sağlık çalışanları ve gerekse halktaki duyarlılığın
azalması sonucunda ülkemizde 1977 (yüzbinde 293) ve 1994 (yüzbinde
139.38) yıllarında iki epidemi yaşanmıştır. 1994 yılındaki
epidemiden sonra çalışmalara hız verilmiş ve 1998 yılında insidansı
yüzbinde 57.92'ye gerilemiştir.
Ülkemizde sıtma savaşımında kanlar; aktif sürveyans, seçici aktif
sürveyans, pasif sürveyans ve kitle taramaları ile toplanmaktadır.
Kanların %75-80'i aktif sürveyans ile toplanmaktadır. Yıllar
itibariyle toplanan kan sayısı azalmakla birlikte her yıl yaklaşık
1.600.000-1.700.000'dür. Alanda özellikle seçici aktif sürveyansın
uygulanmasına bağlı olarak toplanan kan sayısı azalmaktadır.
Türkiye'de sıtma olgularının stratalara göre dağılımı
incelendiğinde, 1980'li yılların sonlarına kadar Strata 1A,
olguların en sık görüldüğü bölgedir. Bu bölgeye özgü yürütülen
çalışmalar sonucunda 1998 yılında saptanan olgu sayısı 1.344
olmuştur. Bununla birlikte Strata 1B olguların sık görülmeye
başlandığı bölge olarak dikkat çekmektedir.
1998 yılı itibariyle
bu bölgede saptanan olgular, ülke genelinde saptanan olguların
%89'unu oluşturmaktadır. Bu sonuç göz önüne alındığında çalışmaların
yoğunlaştırılması gereken bölgenin Strata 1B olması gerektiği ortaya
çıkmaktadır.
Türkiye'de sıtma olgularının mevsimsel özelliği, subtropikal
bölgede yer alması ve sivrisineğin aktivitesine bağlı olarak Mart
ayında artmaya başlamakta, Temmuz-Eylül aylarında en yüksek
düzeylerine ulaşmakta ve Ekim ayından sonra düşmektedir.
Sıtma olgularının yaş gruplarına göre dağılımı yıllara göre bir
değişiklik göstermemektedir. Olguların büyük bir kısmı 15 yaş üstü
gruptadır. 0 yaş grubunda yıllara göre olgu sayısında bir yükselme
söz konusudur. Bu yükselme özellikle GAP Bölgesi’nde yer alan
Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman ve Siirt illerinden
kaynaklanmaktadır.
Türkiye'de saptanan
olgular P. vivax etkenine bağlı olarak gelişen olgulardır. 1993-1998
yılları arasında dış kaynaklı olmak üzere 85 P. falciparum, dört P.
malaria ve bir P. ovale olgusu saptanmıştır. Bu olguların büyük bir
bölümünü Afrika ve Uzakdoğu ülkelerinden gelen kişiler
oluşturmaktadır.
Ülkemizde sıtma olgularının çoğunluğu yerli ya da emporte olgu
olarak sınıflandırılmaktadır. Olgu sınıflandırılması yıllara göre
ele alındığında yerli olgu oranı artmaktadır. 1980'li yıllarda yerli
olgular toplam olguların %60'ını, emporte olgular %27'sini
oluştururken, 1998 yılında yerli olgular %83, emporte olgular %17
olarak saptanmıştır. Bunun nedeni, son yıllarda GAP'ın devreye
girmesi ile 1980'li yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden
Çukurova-Amik Ovası Bölgesi’ne tarım alanında çalışmak için göçer
işçilerin bu bölgeye daha az gelmeleridir.