|
Uluslararası Seyahat ve Aşı
::::::::::::::::::::::::
Bağışıklama
Turistleri bağışıklamanın iki amacı
vardır. Bunlar; turisti gezi boyunca karşılaşabileceği enfeksiyonlardan
korumak ve dönüşte taşıyabileceği yeni bir enfeksiyonu ülkeye
sokmamaktır. Yolculuk öncesi bağışıklamada genel kural olarak gezi
tarihinden en az 10-14 gün önce aşıların tamamlanmış olması
önerilmektedir. Bu süre hem yeterli bağışıklığın ortaya çıkabilmesi hem
de gelişebilecek yan etkilerin gözlenebilmesi açısından önemlidir.
1.Rutin aşılar
İnfluenza-Pnömokok
İnfluenza mevsimi aralık ayında başlayıp
kış mevsimi boyunca sürmektedir. Bağışıklamanın özellikle bu dönemden
önce yapılması önerilmekte ve güney yarım küreye gideceklerin yaz
aylarının orada kış mevsimine denk geldiğini akıllarında tutmaları
gerekmektedir. Her iki aşı da özellikle kronik akciğer, kalp ya da
metabolik hastalığı olanlarda ve 65 yaş üzerinde önerilmektedir.
Aşıların bir arada verilmesinde sakınca yoktur. İnfluenza aşısının
içerdiği suşlar her yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre
yenilendiğinden bağışıklanacak turistlerin o yılın aşısını kullanmaları
gerekmektedir.
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak-Suçiçeği Genelde çocukluk çağında görülen
bu enfeksiyonlar erişkinlerde daha ağır hastalığa neden olmaktadır.
Sağlık, yardım organizasyonları, göçmen kampları gibi bölge halkıyla
yakın temasta olacak olan seronegatif kişilerin bağışıklanması
önerilmektedir, ancak bu aşıların canlı aşı olduğu akılda tutulmalı ve
kontrendikasyonları göz önünde bulundurmalıdır.
Poliomyelit
Dünya çapında aşılama ve polio eradikasyon
programlarının uygulanması sonucu gelişmiş ülkelerin hepsinde polio
eradike edilmiş ve günümüzde hastalığın halen görüldüğü üç büyük bölge
kalmıştır. Bunlar; Güney Asya'da Afganistan, Pakistan, Hindistan, Batı
Afrika'da Nijerya ve Orta Afrika'da Kongo Cumhuriyetidir. Türkiye'de ise
halen özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesinden olgu bildirilmektedir.
Dünyada artan turizm nedeniyle gelişmiş olan ülkeler de tehlike altında
olduklarından kendi vatandaşlarına 10 yılda bir rapel doz yapılmasını
gündeme getirmişlerdir.
Polio aşısının iki formu bulunmaktadır. Bunlar; canlı oral (OPV, Sabin)
ve inaktive parenteral (IPV, Salk) aşıdır. Tüm aşılar polio'nun üç
serotipini de içermektedir. Çocukluğunda birincil aşılamayı tamamlamış
(üç doz) turistlere, endemik bölgelere gitmeden önce tek doz OPV ya da
IPV yapılması yeterlidir. Daha önce aşılanmamışların ise IPV ile
birincil aşılamayı tamamlamaları önerilmektedir. Yeterli bağışıklığın
oluşması için en az iki dozun yapılmış olması akılda tutulmalıdır. Daha
önceden polio geçirenlerin bile aşılanmaları (diğer serotiplerle
enfeksiyonu önlemek için) gerekmektedir. OPV, bağışıklığı baskılanmışlar
ve onlarla yakın temasta olanlarda kontrendike olmakla birlikte salgın
sırasında gebelerde kullanılabilmektedir.
Tetanoz-Difteri
Serolojik çalışmalar özellikle 40 yaş
üstünde tetanoz-difteriye karşı bağışıklığın giderek azaldığını
göstermiştir. Örneğin 1990'larda eski Sovyet Rusya'da salgınlar yapmış
ve hastaların çoğunu erişkinler oluşturmuştur. Tropikal bölgelerde ise
deri difterisi sıklıkla görülmektedir. Tetanozun gelişmekte olan
ülkelerdeki insidansı yılda bir milyon olguya kadar çıkmaktadır.
Tetanoz ve difterinin ayrı aşı preparatları olsa da çocukluğunda temel
aşılamayı almış erişkinlere, difteri dozu 1/8-1/10 oranında azaltılmış
Td aşısının 10 yılda bir yapılması önerilmektedir. Yolculuk rapel doz
için iyi bir fırsat olmaktadır. Yüksek riskli bir bölgeye gidilecekse
aşılama aralığı beş yıla düşürülebilmektedir. Türkiye'de piyasada
bulunan tetanoz aşılarının içeriğinde yalnız tetanoz toksoidi
bulunmaktadır. Td formunda aşılar ise Sağlık Bakanlığı tarafından ithal
edilmekte ve okullarda uygulanmaktadır.
2.
Gerekli Aşılar
Sarı Humma
Hastalığın vektörü Aades ve Haemagogus
cinsi sivrisineklerdir. Özellikle gündüzleri ısıran bu cins
sivrisineklerin tek bir ısırıkları hastalığın bulaşması için yeterlidir.
Hastalık sarılık, ateş, kanamalar ve komaya kadar giden tablolar ile
ortaya çıkabilir ve 7-10 gün içinde olguların
%
20-50'si yitirilir. Özgül bir tedavisi yoktur. Dünyada en sık görüldüğü
yerler tropikal Afrika ve Amazon bölgeleridir.
Sarı humma aşısı halen uluslararası belge gerektiren tek aşıdır. Endemik
zondaki ülkelerin büyük kısmı bu belgeyi ülkeye girişte zorunlu
tutmaktadır. DSÖ, ülkelere göre sarı humma bağışıklama önerilerini her
yıl yenilediği bir kitapçıkta (yellow book) yayınlamaktadır. Bazı
tropikal Asya ülkeleri (Hindistan ve çevresi) aynı cins sivrisinekleri
bulundurduğundan ülkelerine hastalığı sokmamak amacıyla endemik zondan
gelenlere sarı humma aşısını zorunlu kılmaktadır. Avustralya ve
Bangladeş ise ülkelerinde vektör bile olmamasına karşın endemik
ülkelerden transit geçenlerde bile aşı belgesini aramaktadır.
Sarı humma aşısı canlı-attenüe olup tek doz parenteral uygulanmaktadır.
Bağışıklık 10 gün sonra başlamakta ve 10 yıl sürmektedir. Aşının en sık
yan etkisi %10 olguda görülen 4-7. günlerdeki ateştir. Aşının
yapılmaması gereken durumlar; yumurta allerjisi, gebelik ya da
emziklilik, 6 aydan küçük bebekler ve immün yetmezliktir. Bu durumların
varlığını hekimin aşı belgesinde belirtmesi gerekir. Aşının ısı ile
kolayca inaktive olması nedeniyle soğuk zincire kesinlikle uyulması
gerekmektedir. Ülkemizde aşı hava ve deniz limanlarındaki sağlık
merkezlerinde bulundurulmaktadır.
Kolera
Vibrio Cholerae enfekte içecek ve iyi
yıkanmamış, çiğ yiyeceklerden bulaşarak ciddi ishal sonucu dehidratasyon,
şok ve hatta ölüme varan tablolara neden olmaktadır. Su ve besin
hijyeninin iyi olmadığı ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada zaman
zaman salgınlar yapabilmektedir. DSÖ 1988 den beri, turistlerdeki
insidansın çok düşük bulunması (~1/100 bin) ve o yıllarda uygulanan
parenteral aşının etkinliğinin de az olması (%50-62) nedeniyle öneri
paketinden çıkartmış durumdadır.
Son yıllara kadar kullanılan parenteral aşının etkisi az ve koruyuculuk
süresi kısadır (üç-altı ay). Aynı zamanda bu aşının yerel ve sistemik
reaksiyona yol açma riski de fazla bulunmuştur. Günümüzde kolera
aşısının iki farklı oral formu geliştirilmiştir. CVD 103-HgR(Orochol E,
Berna) tek doz kullanılan canlı aşı olup yemekten en az bir saat önce
alınmalıdır. Koruyuculuğu farklı kolera suşlarına karşı %62 ile %100
arasında bulunmuştur. Altıncı ayda rapel önerilmektedir. Diğeraşı olan
inaktive tam hücre/rekombinant B koleratoksin subunit (WC/rBS) aşısının
kullanımı ise bir iki hafta ara ile iki dozdur. Rapel süresi henüz
saptanmamış olan bu aşının koruyuculuğu %86 dolaylarında bulunmuştur.
Ancak her iki aşının da taşıyıcılığa ve 1992 de Bangladeş'te ortaya
çıkan V. cholerae O139 suşuna karşı etkisi tam bilinmemektedir. Bu
aşılar göçmen kampları gibi yerlerde uzun süre kalacaklara, aklorhidrisi
olan, mide rezeksiyonlu ya da antiasid kullanan hastalara
önerilebilmektedir.
3.
Önerilen Aşılar
Hepatit A
Turistler arasında da en sık rastlanan
hastalıklardan olan hepatit A özellikle kötü koşullarda hazırlanmış
yiyecekler, sokaklarda satılan ev yapımı yiyecek ve içeceklerden
bulaşmaktadır. Bu nedenle sırt çantası ile gezen ve kötü hijyenik
koşullarda yaşayan turistlerde görülme oranı daha fazladır.
Parenteral uygulanan inaktive hepatit A aşısı etkili ve güvenlidir. İyi
tolere edilmektedir. Erişkinlerde 1440 EL/ml içeren aşıdan altı ay ara
ile iki doz yapılması önerilmektedir. Koruyuculuğu en az 10 yıldır,
ancak aşı uygulanmadan önce sarılık öyküsü olanlarda ya da endemik
bölgede en az bir yıl kalanlarda anti-HAV IgG bakılması önerilmektedir.
Diğer aşılar ile birlikte yapılabilmektedir.
Endemik bölgeye gidecek olan turisti HAV enfeksiyonundan korumanın diğer
bir yolu da immünglobulin (Ig) uygulanmasıdır. Özellikle iki haftadan
kısa süre içinde yola çıkacaklara Ig (0.02- 0.06 ml/kg) önerilmektedir.
Koruyuculuğu 4-6 ay sürmektedir. Ancak kızamık-kabakulak-kızamıkçık
aşısının etkinliğini azaltabilmektedir. Sarı humma ya da polio aşıları
ile benzer bir geçimsizlik gösterilmemiştir.
Hepatit B
Enfeksiyon yakın temas, kan ve vücud
sıvılarıyla bulaşmaktadır. Coğrafik olarak en yaygın görüldüğü bölgeler
Uzak Doğu ve Sahra çölü altında kalan Afrikadır. Orta endemisite alanı
içine Türkiye ile birlikte Orta Doğu, eski Sovyetler Birliği, Kuzey
Afrika, Orta ve Latin Amerika girmektedir.
Günümüzde rekombinan teknolojiyle üretilen Hepatit B aşısı altı aydan
kısa süren gezilerde zorunlu olmamakla birlikte yüksek riskli bölgelerin
yerel halkıyla yakın temas kuracak olan öğretmen, sağlık çalışanı gibi
kişilere özellikle önerilmektedir. DSÖ 1989'dan beri tropikal ülkelere
gidecek tüm turistlere önermektedir, ancak gelişmekte olan ülkelerde
yaşayan, eşcinseller, sağlık personeli gibi riskli gruplarda
bağışıklamadan önce anti-HBs bakılması uygundur. Yolculuk öncesi klasik
aşı çizelgesinin tamamlanmasına yeterli zaman yoksa 0,7,21 gün ve 12 ay
gibi hızlandırılmış programlar denenebilmektedir. Aşının belirgin bir
yan etkisi ya da kontrendikasyonu yoktur.
Japon
Ensefaliti
Etkeni Culex cinsi sivrisineklerle geçen
bir flavivirusdur. Evcil domuzlar ise aracı konumundadır. Sivrisinekler
daha çok gün batımı ve doğuşunda sokmaktadırlar ve ısırıkları ağrılıdır.
Belirtili olgularda 6-16 gün içinde genel enfeksiyon tablosunu izleyen
ateş, meningismus, konvülziyon ve daha sonra kranial sinir felçleri, üst
motor nöron paralizileri ve komaya kadar giden bilinç değişiklikleri
ortaya çıkmaktadır. Nörolojik sekel kalma oranı %70-80 olarak
saptanmıştır. Asya'daki (Çin, Kore, Japonya, Güney Doğu Asya ve
Hindistan'ın bazı bölgeleri) viral ensefalitlerin çoğundan sorumludur.
Pirinç tarlalarının olduğu bölgelerde ve muson mevsiminde (Mayıs-Ekim
ayları) enfeksiyon riski artmaktadır.
Turistlerin bağışıklanması genelde önerilmemekle birlikte kırsal kesime
gidecekler, yolculuğun endemik mevsimde olması ve endemik alanda iki
haftadan uzun kalış durumlarında bağışıklanmalıdır. Japon ensefaliti
aşısı inaktive, saflaştırılmış fare beyninden hazırlanmaktadır. Aşı
çizelgesi; deri altına 0, 7, 14-30. günlerde üç doz biçimindedir.
Koruyuculuk üçüncü dozdan sonra %91 olarak saptanmıştır ve üç yıl kadar
sürmektedir. Aşıya bağlı % 20 yerel, %10 ciddi sistemik yan etki
(ürtiker, anjioödem, anaflaksi) bildirilmiştir. Yan etkilerin
enjeksiyondan bir hafta sonra bile ortaya çıkabilmesi nedeniyle, aşının
yolculuk tarihinden 10 gün önce yapılması önerilmektedir. Gebe ve bir
yaşın altında olanlara kontrendikedir.
Kene
Kaynaklı Ensefalit
Ixodes cinsi kenelerin insanlardan kan
emerken bulaştırdıkları viral bir hastalıktır. Hastalık ateş, başağrısı,
kusma ile birden başlamakta kısa zamanda meninks irritasyon belirtileri,
konvülziyonlar tabloya eklenmekte ve %1-2 oranında ölümle
sonuçlanabilmektedir. Özellikle Nisan-Ağustos aylarında Orta ve Doğu
Avrupa'nın (İskandinavya, eski Sovyetler Birliği, Avusturya vb.)
ormanlık alanlarında endemiktir.
Aşı, özellikle kene ısırığının sık görüldüğü Nisan-Ekim aylarında dağcı,
kampçı, tarım işçisi gibi endemik bölgelerin kırsal kesiminde
bulunacaklara önerilmektedir. Formalinle inaktive edilerek hazırlanan
aşı bir-üç ay arayla iki doz ve ikinci dozdan 9-12 ay sonra üçüncü doz
olmak üzere üç kez uygulanmaktadır, ayrıca 0, 7 ve 21. günlerde
uygulanan hızlandırılmış bir çizelge de önerilebilmektedir. Aşıdan iki
hafta sonra %95 serokonversiyon sağlanmakta ve en az bir yıl koruyuculuk
sürmektedir. Bir yaşın altına kontrendikedir. Hastalıktan korunmada
diğer bir yaklaşım ise kene ısırığını izleyen 96 saat içinde özgül
immünglobulinin ısırık yerine uygulanmasıdır. Aşı ve özgül immünglobulin,
hastalığın görüldüğü ülkelerde ticari olarak bulunmaktadır.
Kuduz
Bağışıklanma ile önlenebilen ölümcül
hastalıkların başında gelmektedir. Avustralya, Yeni Zelanda, İngiltere,
İspanya, Portekiz, İskandinavya, Japonya gibi bir kaç ülke dışında
dünyada yaygın bir sağlık sorununu oluşturmaktadır. Özellikle Güney
Amerika, Afrika ve Güney Doğu Asya'da endemiktir. Hindistan, Nepal,
Tayland ve Filipinler dünyadaki en riskli bölgelerdir. Türkiye ise
Avrupa ülkeleri arasında olguların en sık görüldüğü ülkedir. Dünyadaki
olguların çoğu köpek ısırığı sonucu olmaktadır. Köpek ısırığına bağlı
kuduz Hindistan, Güney Doğu Asya, Çin, eski Sovyetler Birliği, Afrika ve
Güney Amerika'da sık bulunmuştur. Batı Avrupa ve Amerika Birleşik
Devletleri'nde ise rakun, tilki, yarasa gibi vahşi hayvan ısırmaları
önemli yer tutmaktadır. Enfeksiyon riski özellikle bir yaşından büyük
çocuklar, bisiklet ya da sırt çantası ile gezen serüvenciler ve mağara
gezginlerinde fazla olmaktadır.
Günümüzde önerilen aşı insan diploid hücrelerinde hazırlanan (HDCV)
kuduz aşısıdır. Deri içine 0,1 ml ya da kas içine 1,0 ml
uygulanabilmektedir. Bulaşım öncesi korunmada 0,7,21-28. günlerde,
bulaşım sonrası korunmada kuduz immünglobulini ile birlikte 0,3,7,14 ve
28. günlerde aşılama yapılmalıdır. Turistlere sıtma profilaksisi için
verilen klorokin deri içine yapılan kuduz aşısının etkinliğini
azaltmaktadır. Bu nedenle klorokine başlamadan en az üç hafta önce, üç
dozu tamamlamamış turistlere üç doz kas içi enjeksiyon uygulanmalıdır.
Meningokok
Afrika'da Sahra çölünün altında kalan,
batıda Moritanya doğuda Etyopya'ya kadar uzanan bölge dünyanın menenjit
kuşağı olarak adlandırılmaktadır. Asya'da Nepal, Hindistan, Pakistan ve
Güney Amerika'da Arjantin, Brezilya salgınların görüldüğü başlıca
ülkelerdir. Salgınlar özellikle kış ve bahar başlangıcında
görülmektedir. Genel olarak turistler arasında seyrek görülmekle
birlikte riskli bölgelere özellikle salgın zamanında gideceklerin
bağışıklanması önerilmektedir. Suudi Arabistan 1987 deki hac sırasında
görülen epidemiden sonra hacı adaylarına aşılamayı zorunlu kılmıştır.
Aşının özellikle yapılması gereken gruplar asplenik ya da kompleman
bozukluğu olan hastalardır.
Meningokok aşısı dört serogrubu (A,C,Y,W135) içeren polisakkarid bir aşı
olup deri altına tek doz uygulanmaktadır. Bağışıklık 10 gün içinde
gelişmekte ve iki yıl sürmektedir. Aşı; taşıyıcılığı önlememektedir. İki
yaşından büyüklerde koruyuculuk çok yüksektir. İki yaş altındaki
çocuklarda ise; serogrup A'ya bağışıklık üçüncü, serogrup C'ye
bağışıklık 18. aydan sonra gelişmektedir.
Şarbon
Bacillus antracis'in etken olduğu bu
hastalık özellikle gelişmekte olan ülkelerde, uygun dezenfeksiyon
yapılmayan enfekte et, hayvan postu ve yün ürünleriyle bulaşmaktadır. Bu
nedenle turistlerin ilk başta kuşkulu hayvan ürünlerinden uzak durmaları
gerekmektedir. Veteriner ve kasaplara önerilen ölü bakteri aşısı iki
hafta ara ile üç doz, altı ay aralarla üç doz ve en son yılda bir olmak
üzere uygulanmaktadır. Şarbon aşısı rutinde turistlere önerilmemektedir.
Tifo
Hindistan, Mısır, Fas, Batı Afrika ve Peru
hastalığın en çok görüldüğü ülkelerdir. Meksika, Haiti, Kuzey Afrika ve
İran ise orta riskli bölgelerin başlıcalarıdır.
Tifo aşısının üç farklı formu bulunmaktadır ve yalnız S. typhi'ye karşı
bağışıklık sağlarlar. Oral aşı (Ty21a) 0-2-4-6. günler olmak üzere dört
doz, Vi kapsüler polisakkarid ve tam hücre inaktive parenteral aşılar
tek doz uygulanır ve hepsinin etkinliği yaklaşık iki üç yıl sürmektedir.
Oral aşı; antibiyotikler, OPV ya da meflokinle birlikte verilmemeli, en
az üç gün beklenmelidir. Yemeklerden en az bir saat önce alınması
gerekmektedir. Üç aydan küçük bebekler, gebe ve emziren kadınlar, akut
ya da kronik sindirim sistemi hastalığı olanlar ve immün yetmezlikliler
oral aşı kontrendikasyonlarını oluşturmaktadır. Parenteral aşılar diğer
aşılar ya da antibiyotiklerle birlikte ve immün yetmezliklilere
verilebilmektedir. Türkiye'de de Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü
tarafından üretilen tam hücre aşının yerel ve sistemik reaksiyon
geliştirme riski diğerlerine göre daha fazladır (piyasada satılmaz).
Veba
Kemiriciler tarafından taşınan ve
insanlara pireler aracılığıyla geçen hastalık 1992 DSÖ kayıtlarında
Brezilya, Çin, Madagaskar, Moğolistan, Peru, Mynamar, Vietnam ve
Zaire'den bildirilmiştir. En son 1994 yılında Hindistan'da bir salgın
saptanmıştır.
Veba aşısı yalnız vebanın endemik olduğu kırsal kesimlerde alan
çalışması yapacak biyologlar gibi sınırlı sayıdaki kişilere
önerilmektedir. Parenteral uygulanan aşının etkisi sınırlıdır ve üç doz
yapıldıktan sonra gerekli durumlarda altı ayda bir yinelenmesi
gerekmektedir. Uzun süren başağrısı, ateş halsizlik gibi yan etkileri
saptanmıştır.
Yolculuk Boyunca Hastalanma Riski
Turistlerin karşılaşabileceği sağlık
sorunları; yolculuk sırasında, gidilen yerde ve ülkeye geri dönüldüğünde
olmak üzere üç gruba ayrılabilir.
Yolculuk Sırasındaki Risk
Yol boyunca karşılaşılabilecek en büyük
risk kazalardır. İkinci sırada yer alan önemli mortalite ve morbidite
riski ise kalp hastalıklarıdır. Çeşitli kalp hastalıkları, karın için
operasyonları, kafa travmaları, beyin cerrahi girişimleri, bazı kan
hastalıkları varlığında uçağa binme sakıncalıdır. (bkz. Uçak Yolculuğuna
Uygunluk sayfa 254)
Araç tutmaları en sık 3-12 yaş çocuklarda, menstruasyondaki ya da gebe
kadınlarda görülmektedir. Sırasıyla en sık gemi, uçak, araba ve trende
görülen bu hastalığın etkilerini azaltmak için aracın ortasında oturmak,
başı çok oynatmamak, tek bir noktaya bakmak ya da gözleri kapamak,
olanak varsa aracı bizzat kullanmak önerilmektedir. Yiyecek ve alkol
alınmaması araç tutma riskini azaltmaktadır. Etkisinin sınırlı olduğu
bildirilmesine karşın meklizin gibi bazı ilaçların yolculuktan yarım
saat önce alınması yararlı olabilir.
Uçak yolculuklarında karşılaşılan diğer bir sorun da "jet lag"
etkisidir. Özellikle dört saat kuşağını aşan yolculuklardan sonra insan
biyoritmindeki fizyolojik ve biyokimyasal (uyku, barsak hareketleri,
idrara çıkma, melanin düzeyi…) değişiklikler sonucu ortaya çıkan bu
durum, kendini dikkat azalması, uykusuzluk, halsizlik, başağrısı gibi
belirtilerle göstermektedir. Etkiyi azaltabilmek için yolculuktan bir
kaç gün önce gidilecek yerin zaman dilimine uygun davranmak yararlı
olmaktadır. Ulaşılan yerde ise ilk dört gün akşamüstü 3-5 mg melatonin
alınması ve yerel uyku zamanına dek uyanık kalınması (çay, kahve
içilebilir) önerilmektedir.
Yolculuk sırasında en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalığı ise besin
zehirlenmeleridir, ancak tüberküloz gibi daha ciddi hastalıkların da
bulaşabileceği bildirilmiştir.
Gidilen Yerdeki Risk
Gidilen bölgenin coğrafya ve iklim
koşulları (yükseklik, nem, sıcaklık), o bölgedeki endemik enfeksiyonlar,
kalınan süre ve mevsim, kişisel davranışlar, bağışıklık durumu ve
yolculuk öncesi alınan koruyucu önlemler hastalanma riskini etkileyen
başlıca etmenlerdir. Kazalar ve kalp hastalıkları tüm gezi boyunca
turist için en büyük riskleri oluşturmaktadır. Enfeksiyon hastalıkları
ise ölüm nedenlerinin oldukça düşük bir oranından (%1-3) sorumlu
olmasına karşın morbidite oranları açısından önemli bir yer tutmaktadır.
Orta ve Uzak Doğu Asya, Afrika ve Latin Amerika enfeksiyonlar için dünya
yüzeyindeki en riskli bölgeler olarak tanımlanmaktadır (Türkiye, genel
olarak düşük riskli bölgeler arasına girmektedir).
Turist İshali
Turistlerde en fazla görülen hastalıktır.
Hastalığın görülme oranı; Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'ya gidenlerde
%10'dan az, Güney Avrupa (Türkiye dahil) ve uzak doğu adalarında %10-30
ve dünyanın geri kalanında %30'dan çoktur. Gelişmiş ülkelerden gelenler,
son altı ayda tropikal ülkelere yolculuk yapmamışlar, kronik barsak
hastalığı, aklorhidrisi ya da immün yetmezliği olanlar, altı yaşından
küçük çocuklar ve genç erişkinler daha çok hastalanmaktadırlar. İshal
özellikle gezinin ilk iki haftasında (%25-90) ortaya çıkmakta ve
tedavisiz yaklaşık dört günde (1-30 gün) düzelmektedir. Hastalığın ana
kaynağı iyi yıkanmamış ya da kirli suyla yıkanmış yiyecekler, açıkta
satılan yiyecek ve içecekler, içeceklere konan buzlar ve kirli sularda
yüzmedir. Sırasıyla en sık Escherichia coli (ETEC, EPEC,EIEC,EAgEC)
(%10), shigella (% 5-15), ve salmonella (% 5), parazitler (Entamoeba
histolytica, Giardia lamblia, crypyosporidium) (<% 2) ve çok seyrek
olarak viruslarishalden sorumludurlar. Campylobacter'e bağlı ishal ise
daha kuru ve soğuk aylarda gözlenmektedir. Korunma ve tedavide bizmut
subsalisilat, trimetoprim/sulfametoksazol ve kinolonlar önerilmekle
birlikte artan ilaç direnci tüm dünyada sorun olmaktadır.
"Turist ishalinde altın kural: yıka, soy, kaynat… ya da unut." dur.
Sıtma
Turistlerin karşılaştığı enfeksiyon
hastalıkları içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Kemoprofilaksi
yapılmadan Afrikaya giden turistlerde P. falciparum enfeksiyonu oranı %
90 lara çıkmakta iken Asya ve Güney Amerika'nın endemik alanlarında P.
vivax sık görülmektedir. Sıtma parazitleri, klorokin ve meflokine
dirençlerini giderek artırmakla birlikte endemik alanlardaki çoğu büyük
kentlerde, 1800 metreden yüksek bölgelerde ve çöllerde bulunmazlar. Bu
nedenle gerekli durumlarda kemoprofilaksiye başlamak (yolculuktan bir
hafta önce başlanıp dönüşten dört hafta sonraya dek) ve de gereksiz yere
ve uygun olmayan ilaç kullanımından kaçınmak gerekmektedir.
Banyo
ve Yüzme
Ilık ve durgun sular enfeksiyon
hastalıkları açısından oldukça tehlikelidir. Şistosomiyazis gibi
parazitozların ya da dış kulak yolu ve deri enfeksiyonları gibi
hastalıkların gelişme riski bulunmaktadır. Köpeklerin dolaştığı
plajlarda larva migrans enfeksiyonuna karşı, havlu kullanmak ya da
denizin yıkadığı ıslak zeminde yatmak önerilmektedir. Suların diğer bir
tehlikeli yönü de tek başına ıssız alanlarda yüzmektir.
Ülkeye dönüşteki risk
Yolculuk sürelerinin giderek kısalması
nedeniyle turistler, gittikleri ülkeden aldıkları bir enfeksiyonu daha
kendileri bile hastalanmadan ülkelerine getirebilmektedirler. Bu ise o
ülkede artık görülmeyen ya da az görülen hastalıkların yeniden ortaya
çıkmasına neden olabilmektedir (veba, kolera, sarı humma, klorokine
dirençli sıtma, menenjit…). Ülkelerine geri dönenlerde yapılan
çalışmalarda, başta salmonellozis olmak üzere en sık besin-su kaynaklı
enfeksiyonlar (% 87) saptanmıştır. Barsak parazitleri açısından, geri
dönenlerde dışkı mikroskopisi ve kanda eozinofili bakılması
önerilmektedir. Ateş yakınması ile dönenlerde (özellikle tropikal
bölgelerden) sıtma kesinlikle araştırılmalıdır. Sıtmanın en çok uçakla
yolculuk edenler ve onların bavulları ile taşındığı bildirilmektedir.
Dönüşte ortaya çıkan diğer başlıca enfeksiyonlar ise; solunumla ya da
cinsel yolla bulaşan hastalıklar, deri hastalıkları, menenjit ve
kızamıktır.
|